hep aynı kapıdan geçip gideceğiz günün birinde çirkini de güzeli de yiğidi de korkağı da o kapıda ne aslanlık para eder ne kaplanlık pehlivan da o kapıda kılkuyruk da hepsi bir ne öncesi var bu işin / ne de sonrası yine de siz karanlıkta ıslık çalabilirsiniz
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Alıntı
Oysa sürekli gazabıyla korkuttukları Tanrı,yarattığı insanı yeryüzüne kovarken bile ona verebileceği en güzel hediyeyi vermiş! İnsanoğlunun birbirine asla layık görmediği şey;özgürlük.
Sayfa 102·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Dinlenmek için çıktığı seyahatten Eylül sonlarına doğru daha yorgun ve bitkin olarak Kahire'ye döndü. Damadı Muhittin Bey'e yazdığı 27 Eyül 1935 tarihli mektubunda, "Ben çok ihtiyarladım, çok zayıfladım. Hiç dermanım yok. Tebdil-i havadan hiç müstefit olamadım. Bakalım Allah ne gösterecek?" diyecektir¹⁸⁶. Aralık 1935'te çekilen bir fotoğrafını Abbas Halim Paşa'nın kızı Prenses Emine Hanım'a gönderirken arkasına şunları yazacaktır: Şu serilmiş görünen gölgeme imrenmedeyim... Ne saadet, hani ondan bile mahrumum ben. Daha bir müddet eminim ki hayatın yükünü, Dizlerim titreyerek çekmeye mahkumum ben. Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını, Bana çok görme, İlâhî, bir avuç toprağını!.. Muhtemelen aynı fotoğrafı bir başka dostuna gönderirken arkasına başka bir kıta yazacaktır. Bunlar ölümün ayak seslerini duyan şairin kendisiyle son latifeleşmeleri, dostlarına son işaretleri gibidir: Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiçbiri yok! Sen mi kaldın, yalınız kafileden böyle uzak? Postu sermekse merâmın yola, serdirmezler; Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak. Memleketine olan hasreti iyice artmıştı. Mısır'da ölmekten, orada kalmaktan da korkuyordu. Nihayet 1936 yaz başında (17 Haziran) İskenderiye'den bindiği vapurla İstanbul'a döndü. Tabiri caizse naaşını alıp vatanına gelmişti. Eşref Edip'in naklettiğine göre karşılayanlardan birinin "nasılsınız Üstad?" sorusu üzerine. "İşte gördüğünüz gibi, canlı cenaze" diyecektir¹⁸⁷. Karşılamaya gelenler, muhtemelen takipten çekindikleri için iki elin parmakları kadardı. Orada bulunanlardan biri, o yıllarda Askeri Tıbbiye talebesi olan Fethi Tevetoğlu anlatıyor: "17 Haziran 1936 Çarşamba günü, bir Mısır-İngiliz kumpanyasına ait, Mısır bandıralı, beyaz renkli Muhammet Ali el-Kebir gemisi ile Galata Rıhtımı'na yanaşmıştı. Geminin
Sayfa 137 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Tarih
O’nun Hilmi: Pehlivan Güreş Tutan Değil, Kızgınlığını Yenendir
… öfke bir dar kafalılık durumudur. Tersi olan hilm ise uzun vadeli bakmak ve vizyoner hareket etmek anlamına gelir. Bir insanı ideallerinden koparan şey, küçük meselelere öfkelenmek ve ufak problemleri takıntı haline getirmektir.
Sayfa 131·Kitabı okuyor
Öfke
Yenilen pehlivan örneği gibi:)
... ömür boyu süren sevgi dolu bir ilişki, hem genç­lerin hem de yaşlıların hala hayalini kurduğu şeydir. Gerçekte bunu başaramamak., onu daha derin bir şekilde hayal etmeyi ve üzerine daha yoğun bir çaba sarf etmeyi ortaya çıkarır.
Alıntı
"Güçlü kimse, (güreşte) rakibini yenen pehlivan kimse değildir. Güçlü kimse ancak öfke anında kendisine sahip olan kimsedir. "
Sayfa 617·Kitabı okudu
Hadîs-i Şerif