Dansını seyrettim,kolları kanat gibi kıvrılıyordu,genç ,güçlü,bacakları kendi hareketlerine aşıktı.Ölümlüler şöhreti böyle ele geçiriyor,diye düşündüm. Çok çalışarak ve kendilerini adayarak,yeteneklerine bahçeye bakarmış gibi bakıp güneşin altında ışıldamasını sağlayarak.Ama tanrılar irinden ve nektardan,kusursuzlukları parmak uçlarından fışkırarak doğuyordu.Onlar da neleri mahvedebileceklerini ispatlayarak elde ediyordu şöhretlerini.
Evet,al,sarı,beyaz,reçel kavanozları. Aralarında sadece yeşil yok.Artık aklıma bile getirmediğim Kâmran'ın o kadar nefret ettiğim gözleri,beni yeşile garez ettirdi.
Şimdi gayet iyi hatırlıyorum.Kâmran ben evvelden de senden şimdiki kadar nefret etmediğim zamanlarda da gözlerine garezdim. Bu garez başladığı zaman,daha on iki yaşımda yoktum .Kendin de,elbette unutmamışsındır.İkide bir avuçlarıma toz doldurarak yüzüne serperdim.Bu yalnız bir çocuk yaramazlığı mıydı acaba?Hayır,güneş işlemiş yosunlu denizler gibi içlerinde hileli hareler dolaşan gözlerini acıtmak içindi.