Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitaptan ziyade yazarın hayatı benim en çok ilgimi çeken kısmı oldu.
Anthony Burgess İngiliz doktorların sadece bir yıl ömrü kaldığını ve tümör olduğunu söylemişler. Karısının geçimini sağlayıp rahat edebilmek için bir yıl içinde tam 6 kitap yazmış. Ayrıca birçok müzik eseri bestelemiş.
Durumun yanlış olduğu, tümörün olmadığı anlaşılınca da yazmaya devam etmiş.
Otomatik Portakal eserine gelince; günümüzün toplumunu, şiddet yanlı Alex ile göstermeye çalışmış. Kitapta fazlasıyla argo bulmak pek mümkün. Tamamen sokak jargonuna uygun, ismi de bence.
En iyi distopya eserlerinden biri sayılan Otomatik Portakal, totaliter rejimin birey ve toplumun tek bir kalıp haline getirilmesini okuyoruz. Alex’i o serseri haliyle bile çok seveceksiniz.
Okurken pek çok kişinin kayıtsız kalacağı bir hikaye Felaketzedeler Evi.
Çaresiz, terk edilmiş, yalnız, bir başına, ailesinin ve zihninin örselemiş olduğu bir yığın insanın dehşete düşüren hayatları ve kaldıkları bakım evi.
Hiçbir umut yok, hiçbir merhamet yok. Aşağılanmalar, hırsızlıklar, pislikler, idrar kokuları ve tacizlerin dolu olduğu bir kitap bu. Bu dünyanın Cehennemidir bir nevi.
Nihilizmin doruklarında, hem kapitalizm hem komünizm kucaklıyor bizi. Dönemin Kübası, biraz nostaljik. Burjuvazinin ezmekten geçtiğine değiniyor. Birazda kendinden katmış sanki yazar, içselleştirmiş öteki benliği gibi.
Şiddete meyilli bizim William, karakterimiz. Öyle ki severken bile boğuyor. Merhametsizce ortalıkta gezer, gözlemler yalnızca. Okurken irkildim. Tiksindim. Yadırgadım. Kızdım. İnsan insana bunu yapar mı dedim. Bakım evinin, yardıma muhtaç kişilerin yaşadığı - ki maalesef gerçeklik payı olan - insanı kahreden boyutunu gösteriyor.