II. Murad döneminde genellikle padişah-i 'âlem-penâh (cihan halkının himayesine sığındığı ulu hükümdar, imparator) unvanı yaygınlaştı. Pehlevîcede pâd, ulu, büyük anlamında terimlerin başında gelir (pâd-man, batman gibi). Pâd-şâh unvanıyla eşanlamda şahlar şahı demek olan şehinşâh unvanını Osmanlı hükümdarları nâdiren kullanmışlardır. I. Selim ve I. Süleyman Selîmşâh ve Süleymânşâh adlarını (tugralarında) tercih etmişlerdir. İstanbul fâtihi, Doğu-Roma imparatorlarının vârisi olma iddiasıyla unvanlarına kayser-i Rûm (Roma imparatoru) unvanını ekledi. Aynı zamanda sultânu'l-berreyn ve hakanu'l-bahreyn (iki karanın sultanı ve iki denizin hakanı) unvanıyla Anadolu ve Rumeli, Karadeniz ve Akdeniz'in hükümdarı unvanını benimsedi. Bu unvanı, sultânu'l-berr ve hakânu'l-bahr şeklinde Anadolu Selçuklularında da buluyoruz. Ataları gibi Fâtih'in yeğlediği bir başka unvan da, sultanu'l-guzât ve'l-mucâhidîn (gaziler ve mücahitler sultanı) unvanıdır.
Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Allah'ın övüp de yarattığı bu cihan hükümdarı, yalnız İstanbul ve Anadolu'nun değil, Eflak-Boğdan'ın, Kırım'ın, Mısır ve Yemen illerinin, Mekke ile Medine'nin, Bağdat'ın, Cezayir'in, Belgrad'ın, Macar Krallığı'nın, Moldova'nın, Bosna-Hersek toprağının ve Makedonya ovalarının da sahibi, efendisi ve imparatoruydu.
Senin göğsün dururken ruha cennetler penâh olmaz
Adın varken de destan istemem dersem günah olmaz
Vatan bir hatırandır ,bin güneş sönsün siyah olmaz
Bu millet ölmeyen isminle doğmuştur tebâh olmaz
Senindir yerde her yer, bunda artık iştibâh olmaz