O da tüm kadınlar gibi başkalarının ruh hallerinden güç alıyordu, beğenildiği zaman güzel oluyordu, zeki insanların olduğu çevrede espriliydi, takdir edildiğinde büyüklenirdi, sevilirse eğer aşık olurdu, ondan ne kadar şey istenirse istensin, o hep daha fazlasını verirdi.
“Zehirli liderler lanetlerini geniş kitlelere yayarlar. Birçoğumuz onlardan iğrendiğimizi iddia ederiz. Fakat çoğunlukla onların peşinden gideriz ya da en azından onlara göz yumarız; onlar bizim işverenlerimiz, CEO' larımız, senatörlerimiz, din adamlarımız veya öğretmenlerimizdir. Zehirli liderler kendi kendilerine ortaya çıkmazlarsa, biz onları ararız. Bazen de iyi liderleri zehirli sınırlara iterek bunları biz yaratırız. ”
Hastalarımdan biri her şeye hep olumsuz yaklaşan babasıyla ergenliği boyunca uzun ve zorlu bir mücadele yürütmek zorunda kalmıştı. Onunla tekrar barışmayı ve ilişkilerine yeni bir başlangıç yapmayı arzuladığından, babasının kendisini arabayla üniversiteye götüreceği günü iple çekmişti-ikisinin saatlerce bir arada olacağı nadir durumlardan olacaktı bu. Ama onca zaman beklediği bu arada yolculuğu berbat geçmişti: Babası tam da kendinden bekleneni yaparak yol boyunca akan çirkin, çöp içindeki nehirden şikayet edip durmuştu. Hastamsa çöp falan görmüyordu; pırıl pırıl bir nehirdi işte. Haliyle babasından ümidi kesip sessizliğe gömülmüştü. Yolun(ve hayatlarının) kalanını birbirlerine bile bakmadan geçirmişlerdi. Yıllar yıllar sonra hastam bir vesileyle aynı yoldan arabayla geçtiğinde yolun kenarından aslında iki nehrin aktığını görmüştü- biri sağından biri solundan. "Bu defa sürücü koltuğundaydım ve şoför tarafındaki nehir tam da babamın dediği gibi çirkindi leş gibiydi."Ancak babasının penceresinden bakmak için çok geç kalmıştı.