Mazide kalan okumalardan.
10/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
PEYNİR VE KURTLAR CARLO GINZBURG Carlo Ginzburg ’un Peynir ve Kurtlar eseri, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşayan sıradan bir insanın, bir değirmencinin zihninden dönemin büyük çatışmalarını anlatan önemli bir mikro tarih çalışmasıdır. Adı Domenico Scandella’ydı. Lakin Menocchio olarak tanınırdı. 1532 yılında doğmuştur. Evlidir ve on bir çocuğu olmuştur, dördü vefat etmiştir. Değirmenci, marangoz, bıçkı ustası, duvarcı olarak çalışıyordu. Yoksul değildi lakin zengin de değildi. Onu farklı yapan şey ise dünyaya bakışıdır. Menocchio okuduğu kitaplardan ve kendi düşüncelerinden yola çıkarak Tanrı, yaratılış, insan ve din hakkında kendine özgü fikirler geliştirmiştir. Ona göre evrenin başlangıcı, peynirin içinde oluşan kurtçuklara benzer bir süreçle meydana gelmiştir. Bu nedenle esere adını veren “peynir ve kurtlar” benzetmesi, Menocchio’nun sıra dışı anlayışının sembolüdür. Menocchio’nun düşünceleri dönemin Kilise anlayışıyla büyük bir çatışma içindedir. İnançlarını gizlemek yerine cesurca dile getirir. Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunur. Elbette olanlar olur eylül 1583’te Menocchio, Engizisyon’a ihbar edilir. Çocukları muhbirin papaz Don Odorico Vorai olduğundan şüphelenmiştir. (Yanılmıyorlardı.) Sapkınca ve kafirce şeyler söylemekle suçlanır. Bir asır sonra olsa dini hezeyana kapıldığı varsayılarak akıl hastanesini kapatılırdı. Lakin karşı reform tüm hızıyla sürerken maksat bu tarz insanları yargılamak ve susturmaktı. İtalya’nın dağ köyünden olan bu değirmenci koskoca Engizisyon’a meydan okur.İncil’i, Kilise’nin yorumundan farklı şekilde anlaması ve yorumlaması ayrıca Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunması ve aleni bir şekilde söylemesi din
Tarih
Peynir ve KurtlarCarlo Ginzburg · Metis Yayınları · 2021889 okunma
Gök Kubbenin Altında Bir Başına: Harita Odasında Kaybolan Dev
Puan vermedi·517 syf.··
2023 3. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki hava değişir, duvarlar üzerinize doğru esner ve aynadaki yüzünüze bakacak cesareti kendinizde zor bulursunuz. Benim için bu hayatta okuduğum en iyi, en sarsıcı hikâyedir Martin Eden. Bu, bir ruhun kırıla kırıla, yana yana kendi küllerinden bir dev inşa edişine ve sonra o devin kendi yarattığı yalnızlık okyanusunda boğuluşuna yakılan merhamet dolu bir ağıttır. Jack London, Martin’in şahsında bize sadece bir başarı ya da başarısızlık öyküsü anlatmaz; ham bir gücün, rafine bir yabancılaşmaya nasıl evrildiğini sezdirir. Martin’in aristokrat bir eve ilk adım attığı o sahne, hantal bedeniyle nesnelere çarpmaktan korkan, kollarını nereye koyacağını bilemeyen o kaba saba denizcinin ürkekliği aslında yolun henüz başıdır. Duvardaki yağlıboya tabloya yaklaştığında güzelliğin özensiz boya darbeleri arasında kaybolduğunu görüp şaşırmış, gerilediğinde ise resmin yeniden muhteşem bir fırtınaya dönüştüğünü görmüştü. "Dalavereli bir resim" diye geçirmişti içinden. Martin’in trajedisi tam olarak bu tespitte gizlidir. Uzaktan kusursuz, pürüzsüz ve semavi görünen o burjuva dünyası, içine girdikçe tıpkı o tablo gibi çözülmüştür. Yaklaştıkça görmüştür ki, tapındığı o insanların zihinleri sığ, kalpleri hesapçı, entelektüel derinlikleri ise sadece ezberlenmiş kalıplardan ibarettir. Oysa Martin açtır. Bilginin o uçsuz bucaksız harita odasında rehbersiz yolunu bulmaya çalışırken, kelimeleri birer uysal hizmetkâr yapabilmek için uykuyu beş saate indirirken kalbinde sadece saf bir aşk ve güzellik arayışı vardır. Çamaşırhanenin o cehennemî sıcağında, insanı iş hayvanına çeviren o öldürücü ritmin içinde bile ruhunun derinliklerinde parıldayan o ışığı korumak için direnmiştir. Peynir Surat’la on bir yıl boyunca dövüşen o inatçı çocuk, editörlerin
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·269 syf.··
2026 202. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 21:08
Ama öncelik elbette aşktadır ve aşkındır. Çünkü kokuşmayı bekleyen bir cesedin var olabilmesi bile varlığını aşka borçludur. Kokuşma ve çözülme bile, farklı bir bağlamda, aşkı gerektirir. Çünkü bize kokuşma, bozulma, çözülme olarak görünen bir değişim, aslında yeni bir oluşumun gerektirdiği bir süreçten başka bir şey değildir: Bu süreç de kendi varlığının temelinde kendine özgü aşkı barındırır. Peynir kurdunun hayat evreninin o bir topak peynirden ibaret bulunması gibi... orada da, değişik boyutta bir aşkın yaşandığını söylüyoruz. İnsan, eşyanın ve insanın özünde mündemiç bulunan bu aşkı keşfetme görevini üstlenmeli ve bulunduğu yerde onu keşfetmelidir. Ya bulamıyorsa? Eğer gerçekten bulamıyorsa, bu, onun istidadı, yeteneği ile ilgili bir mesele sayılmalıdır.
Hayata Dair
Aşkın DiyalektiğiRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 2022873 okunma
5/10
Senaryo tarzında okuduğum ilk eser olur kendileri. Dikkat çekici bir kapağı olduğunu söylemem gerek. Olay L.A Ranevskaya'nın çiftliğinde geçer. Buradaki karakterler o kadar havai ki; sanki borç dertleri bir yana, cennette yaşıyorlarmış gibi bir havaları vardı. Düşünsenize üstünüzü bile Firs adında bir uşak girdiriyor ve fırçalıyor, inanılmazsınız yani. Hanımlar- beyler beş çayında ülkenin sorunlarından dem vururken, o sorunların bir parçası olmaktan öteye gitmiyordu. Hayır, insan bunun için bir çaba gösterir, icraata geçer, nerdee. Lafla peynir gemisi yürümez arkadaş. Aklı başında sadece ama sadece Trofimov vardı. Onu da Anton Çehov'un bu hikayedeki rolü olarak yorumladım. Karakter isimleri "Amber Ruth Ruby Jane Skylar Ortez" tarzında beyin yakan cinsten "Taaşşuka- Talat Ve Fitnat" yani. Kitabın sonunda öyle bir ters köşe oldum ki bu kadar olur. O adamı bizim burada tahtalı köye yollar sonra da orada kavalcı yapalardı, net. Şimdilik bu kadar...
Klasikler
Vişne BahçesiAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,2bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 26. kitabı
Çok sevdim. Başta ilerlemeyecek gibi geldi anlayamadım sanki. Sonuna geldiğimde ağlamaktan duramadım. Yazarın kendinden de bir şeyler kattığını duyunca hele daha da duygulandım. Akıcı bir dili var. Tavsiyemdir. Gelelim konusuna spoiler içerecek lütfen ona göre okuyun. Fransadaki geri gönderme merkezlerinden birinin müdürü olan Madam Elenorumuz var. Bir de geri gönderme merkezinde kimseyle konuşmayan bizim şarapçı amcalar minvalinde bir suskun-84ümüz var. Elenor sert, disiplinli ve herkesin ondan çekindiği birisi. Tabi hiç kimse bu hallere kolay gelmiyor Elenor çok şey yaşamış. Esasında onun da babası bir göçmen ama göçen tarafını tamamen yok sayıp kendini has be has Fransız sayıyor. Biraz ırkçı politikaları da destekliyor. Zamanında bir sevgilisi olmuş Julien isimli. Julien arap baharına kendini kaptırmış bir genç. Beyin yıkamalar onu da etkilemiş. Başlarda olan o Fransız çocuk gitmiş göçmen olan babasının genleri ortaya çıkmış ve bir bakmış adam ismini Samir olarak kullanıyor arapça konuşuyor falan. Yeni arkadaş çevresi edinmiş arap göçmenlerden oluşan. Bizim Elenora arkadaşlarımı sal kalpsiz falan diyor ama kızımız hala umutlu derken bir sabaha karşı terk ediliyor Elenor. Yıllar geçsede Julienin acısı geçmiyor ve kızımıza takıntı olarak geri dönüyor. Temizlik takıntılı ketum bir madam çıkıyor ortaya. Geri gönderme Merkezi’nde çalışırken kameralardan bir adam dikkatini çekiyor adam sanki Havaya böyle bir şeyler çiziyormuş gibi yapıyor. Adamın üstü yırtık pırtık saç sakal birbirine girmiş merak Edip çalışanlara soruyor bu kim diye. Ona suskun 24 84 müydü o ismi verdik diyorlar. Kimseyle konuşmuyor hangi dili konuştuğunu bilmiyoruz geldiğinden beri kendi kendine takılıyor aylardır burada diyorlar. Nedense Eleanor‘un aklına Julien geliyor ve adamla konuşmak istiyor.
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,956 okunma
İnsan mıyız robot mu?
6/10
·271 syf.··
2026 11. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 16:52
Jules Payot'un İrade Terbiyesi adlı eseri yazıldığı dönemden bu yana pekçok toplumda başucu kitabı haline gelmiş, insanların beğenisini kazanmıştır. Ben de o sebepten; "Disiplini bu kitaptan öğrendim." diyen, bu kitabı daha önce okumadığı için pişman olduğunu dile getiren okurların tavsiyesine uydum. Aldım, başladım okumaya. Ne var ki, kitap pekçok kişisel gelişim kitabından farklı bir perspektif sunmuyordu. "Yapmalıyız, etmeliyiz" dolu sayfalarda aklımda tek bir soru vardı: "Nasıl?" Çünkü lafla peynir gemisi yürümüyor arkadaşlar. Bugün bir karar alıyoruz ancak yarın kaçımız o kararların arkasında durabiliyor? Bu noktada kitabın, bizi zaaflarımızla yüzleştirecek kadar ilham verici olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. Buyurun size zaten hepimizin âşinâ olduğu ancak bu kitabın tekrar değindiği nüansları kısaca sıralayayım. 1. Başladığınız her işi bitirin. Önceden planlayın ve kendinize hedef koyun. Vaktinize önem verin. Verimsizleşince devam etmeyin. Aynı anda bir sürü iş yapmayın. 2. Devam edin. Motive olun. Zaaflarını fark edin, kendinize potansiyel sonuçları hatırlatın. Tembellik sadece başarısızlık getirir, bu da kendinizle gurur duymanızı sağlamaz. 3. Beden sağlıklı kalmalıdır. Yorgun beden, zihin enerjisi sarf edemez. Zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınması gerektiği gibi, erken yatıp erken kalkmalıdır. Bununla birlikte insan asla haddinden fazla uyumamalıdır. 4. Kendimizi tanımalıyız. Özgürlüğün fazlası da zararlıdır. Neysek o olduğumuz doğru değildir. Hepimiz daha iyisi olabilmek için çalışmalıyız ve potansiyelimize kavuşmalıyız. 5. Arkadaş seçimi sanıldığından daha önemlidir. Aptallık bulaşıcıdır. Tembellik ve şehvet insan için en büyük tuzakları kurar. Evet, işte kitabı okumuş kadar oldunuz sayın kitapseverler. Tüm bunların 270 sayfada çeşitli
İrade TerbiyesiJules Payot · Olimpos Yayınları · 202138,5bin okunma