Uluslararası zincir lokantalar, mesela hamburger ve pizza tarzı menüleri olan lokantalar, daha çok genç kuşaklar ve yabancılar tarafından ziyaret edilmektedir.
Mutfakta şaşırtıcı bir şekilde becerikliydi.
Sosu yapmış, domates sosunu hazırlamış, kavanozdaki doğranmış sarımsağın kaç diş sarımsağa tekabül ettiğini hesaplamıştı; profesyoneldi.
Ben evimdeyken anca mikrodalgada bir şeyler ısıtıyor ve dondurulmuş pizza falan yapıyordum işte.
Pencereye gidip anacaddeye bakmaya başladı. Aşağıda pizza ve bira satan bir salonun önüne gençler arabalarını park ediyorlardı. Sarah birden onların arasına karışmak, onlardan biri olmak istedi. Aklını takacağı hiçbir gerçek sorun olmadan. Üniversite yaşamı rahattı.
"Ve ilk görüşte aşk böyledir. Başlangıçta ilk görüşte aşk değildir, ta ki ilk görüşte aşk olması için o kişiyle yeterince vakit geçirene kadar. Üç gün dairesinden çıkmadık. Çin yemeği söyledik. Seviştik. Pizza sipariş ettik. Seviştik. Televizyon izledik. Seviştik. ikimiz de pazartesi günü hastayız diyerek işten izin aldık. Sah günü geldiğinde takıntılı hâle gelmiştim. Gülüşünü, penisini, ağzını, becerisini, hikâyelerini, ellerini, özgüvenini, nezaketini, yeni ve yoğun olarak hissettiğim onu memnun etme ihtiyacını takıntı yapmıştım."
Jisoo, 'Başkasının evine eli boş gidilmez, âdeti yüzünden her gün farklı bir şeyle geliyordu: bazen paket atıştırmalık, bazen içecek ya da meyve, bazen de hamburger veya pizza. Birkaç haftalık arkadaşlıklarında Yeonjae'nin üç kilo alması bundandı. Kilo almayan bir bünyesi olduğuna dair sarsılmaz inancı ilk kez çökmüştü.
"Bugün pizza hazırlatamadım sana. En sevdiğim yemek demiştin ya. Bugün daha farklı şeyler hazırladılar. Beğendi umarım? Bak hiçbirini ben seçmedim, baştan söyleyeyim."
"Beğenmek ne kelime, bayıldım.
"Çok bir şey yemedin ama. Belki beğenmemişsindir diye düşündüm."
"Hayır, hayır, aksine. Dediğim gibi bayıldım. O kadar fazla yemek vardı ki hepsinin tadına bakabilmek için azar azar yedim."
"Benim tadına bakmak istediğim başka bir şey var ama..."