Üstadının, dekadans dediği şeye, o, dekadansla dans diyecekti, deyim yerindeyse: Ruhu bitiren "müstehcenlik"in, "pornografi"nin ve anlamsızlaşmanın; gerçekliği bitiren hiper-gerçeklik'in; duyguyu ve vicdanı bitiren hiper-duygu'nun; vecdi, kendini aşma çabasını bitiren hiper-coşku'nun; politikayı bitiren, retoriğe ve "müstehcenliğe" hapseden hiper-politika'nın zaferini ilan ederek, postmodern dünyanın (dolayısıyla Amerika'nın) "ölüm"ünü kutlayacaktı; insana, hayata ve varlığa derin saygı duymasına imkan tanıyan dervişliğinden devşirdiği devrimci bir ruhla ve coşkuyla.