Şinasi'nin dışında Avrupa'nın Rasyonalizm akımına katılabilenlerin sayısı, hatta I. Meşrutiyet'in ilânından sonra bile yok denecek kadar azdır. Abdullah Cevdet gibi bir düşünür bunun istisnalarından birini teşkil eder .
Namık Kemal'in kuramlarında İslâm felsefesine ayırdığı yer dolayısıyla zamanı için Batılılığın en ileri bir örneğini veren eserlerinde bile görülen çelişmeler bunun bir neticesidir. 19. asır düşünürlerimiz içinde aklı en önemli kural olarak ele alan ve fikirlerini "akıl" etrafında billurlaştıran bir tek düşünür vardı, o da İbrahim Şinasi Efendi'dir. Böylece 18. asırda Avrupa'da aydınlık devrinin özünü teşkil eden rasyonalizm akımının bizde 19. asırda bir tek gerçek temsilcisi olduğunu görüyoruz.
Zira bilirim ki İngiliz milleti Hindistan'dan ziyade Shakespeare'le övünür, bilirim ki İran zalim bir güneşin yaktığı kısır topraklar üzerinde mevcut olmaktan çok Hafız-ı Şirazi'nin şiirinde, Behzat'ın minyatürlerinde ve seccadelerin renkli bahçelerinde yaşıyor; bilirim ki İspanya, ne Alfonso'nun ne de Primo de Rivera'nındır fakat kızıl karanfilli Carmen'in vatanı ancak Greco ve Cervantes'indir.