"İşte bu benim dilim" diyorum, "kendim seçmediğim ama içinde doğduğum, öğrendiğim, büyüdüğüm ve kendimi ifade ettiğim anadilim..."
Ve ölüm budur işte; nar çatlıyor ve kan rengindeki damlacıklar damlamaya başlıyor. Ve ince beyaz tüller dalga dalga kızıla boyanıyor. Ve kızıl rengin dalgaları durmadan genişliyor ve genişliyor ve genişliyor...
Mehmed uzun'un üslubuyla tanışmanizi çok isterim, tavsiyemdir
Niye bu kan, bu kin, bu öfke, bu nefret, ey geçmişinden, deneyimlerinden hiçbir ders çıkarmayan, hemencecik çılgınlığın ve şiddetin cazibesini kapılan, “hep ben hep biz” diyen unutkan insanoğlu
Her insan ayrı bir cihan“
Açlık, kıtlık, sürgün, göç; Pogrom, Auschwitz, Hiroşima, Nagazaki, Sibirya, Lunyinka, Halepçe ve daha neler neler... Sanki dünya, dünya değil bir ölüm tarlası, ölüm üreten, ölüm saçan bir makine.
Nasıl nar ağaçları, çiçekleri ve renkleri, tüm farklılıklarını rağmen, insana huzur veren bir uyum içindeyse, insanlık da, kıtalar, renkler, farklı diller, kültürler, dinler, alışkanlıklar, gelenek ve görenekleriyle Renkli bir uyum içindedir.
Milliyetçiliğin ve ırkçılığın taşlaştırdığı yüreklerin yol açtığı, anlatılması olanaksız insani dramlarla dolu, çılgınlıkların sonucu ne oldu?
Her insan ayrı bir cihan.
Yüzyılımız, ırkçı, milliyetçi, şovenist dalgalar ve savaş rüzgarlarıyla tüm insanlığı kasıp kavuran canı ve çılgın bir yüzyıl, canilerin ve çılgınların cenneti bir yüzyıl oldu.
Sanki dünya, dünya değil bir ölüm tarlası, ölüm üreten, ölüm saçan bir makine.
Yaşam buydu işte, çatlayan olgun narlar, bembeyaz tüller ve kan kırmızısı damlalar.
Ve ölüm budur işte, nar çatlıyor ve kan rengindeki damlacıklar damlamaya başlıyor. Ve ince beyaz tüller dalga dalga kızıla boyanıyor. Ve kızıl rengin dalgaları durmadan genişliyor ve genişliyor ve genişliyor.