O zaman -o zaman?- gençti, ringe çıkmış, kaynayan kanının o önlenmez itişiyle zıp zıp zıplıyor, bir yumrukta çenesini patlatmak için, rakibini, hayatı bekliyordu. İşsizlik? Pöh, sende. Ama o günlerden kalma da bir sancı vardı içinde: Bir arkadaşı, avutmak için olacak, bir meyhaneye götürmüştü. Ayrıldıkları zaman gece çoktan geride kalmıştı, o sarhoştu ve pırtık pardesüsünün cebinde topu topu üç beş tane nikel parçası vardı, doğrusunu isterseniz para pul da umurunda değildi. Ama bir çiçekçi vitrinin önünden geçerken her şey değişivermişti.. hem de nasıl!Eyy.. kolay değil; aşktı o, aşk. İçiniz tamtakır kurumamış ise iyi bilirsiniz bunu.. veya hiç tadmadınızsa, dünya bir defacık olsun sizin için dönmedi demektir, yazık.
“İnsanlar yalan söylerken ciddi bir yüz takınırlar. Bugünkü yöneticilerimizin
ciddiyeti gibi! Pöh!
Ben vaktimi, sayılmak sevdasına düşmeyen insanlarla geçirmek istiyorum.
Ama o insanlar da benimle vakit geçirmek istemiyorlar.”
Kadını orgazma ulaştırmak, şu küçük bilinç kaybı, onları öldürmek aslında. Küçük bir ölüm. İyi kadınlara yapılmaz bu, iyi anneyi öldüremezsin. Ama bir iyisi olduğuna göre bir de kötüsü var bu annenin. Kötüsü? Hani şu öteki erkekle yatan, babayla aldatan fahişe. Bilmiyor muydun bunu çocukken? Biliyordun tabii. O zaman iyi anneyi korumak için anneyi ikiye böldün; iyisi (sadece öpüşülebilir, simgesel anlamda memesi emilebilir olan), kötüsü fallik yoldan aşağılanabilir olan. Artık katılıyor hastamız yorumlara. Dahası bazı çocukluk anıları getiriyor. Bir kısmını yeni hatırladı, bir kısmının da anlamını kavramaya başladı. Tabii ya, büyüksün Freud. Aylık kadın magazinleriymiş. Pöh. (Burada oral dönem ile genital dönem arasında müthiş yoğunlaşmalar var teorik olarak. Ama geçeceğiz mecburen.)
Erkekler aslında öyle az şey ister ki . Her biri kendini -tövbe ya Rabbim... -bir çeşit Tanrı sanır ha ... İşte buradan tutacaksın erkeği . Azıcık poh poh...