Hüznün Fiziği bildiğimiz klasik anlamda bir roman değil. Daha çok bir labirent gibi tasarlanmış; fragmanlar, anekdotlar, aile hikâyeleri, mitolojik göndermeler, felsefi düşünceler, liste ve kısa denemeler bir arada akar. Zaman içinde ileri-geri sıçrar, anlatıcı dededen toruna, mitolojik Minotaur’dan 20. yüzyıl Bulgaristan’ına geçer. Okuyucu olarak sürekli seçim yapmak zorunda kalırsınız; bu da kitabın temel metaforlarından biriyle birebir örtüşür: Labirent.
Hüznün Fiziği, son yıllarda okuduğum en özgün ve etkileyici kitaplardan biri. Olağanüstü yaratıcı ve özgün bir kurgu. Okurken hem gülüyor hem hüzünleniyorsunuz; mizahı çok ince ve etkili. Postmodern tekniklerle dolu ama kalbi çok sıcak ve insani. Hüzün kavramını bilimsel, mitolojik ve çok kişisel katmanlarla işleyerek, hüzün de bir tür enerjiyse, onu nasıl taşırız? sorusunu soruyor. Özellikle hafıza, zaman ve empati üzerine düşünmeyi seven, alışılmış roman formlarının dışında bir şey arayanlara tavsiye ederim.