Toplama ve çıkarma işlemi yaptırmanın ötesine geçmeyen bir ders işlenmişti. Paralarımız konusu programda da bu şekilde yer alıyordu. "Finansal Okur Yazarlık'a dair bir başlığımız yok. Paranın neden ve nasıl satın alma aracı olarak kullanıldığı, paranın değerinin nasıl arttığı ya da nasıl azaldığı konusu da programda yok. Varsa yoksa toplama çıkarma işlemi üstüne kurulu bir sistemle bu önemli konuyu pas geçiyoruz. Ekonomi okuryazarlığıyla ilgili okul öncesinden 12. sınıfa kadar açık erişimli ders içerikleri sunan bir web sitesinde para konusunda bir 3. Sınıf örneği çok dikkatimi çekmişti. Ders, öğretmenin şu sorusuyla başıyordu: "Okulun yanındaki bir dükkân kiralayarak pizzacı açtınız. Orta boy pizzanızın satış fiyatını neye göre belirlersiniz?" Bir tek soru başlı başına bir öğretim programı içeriyordu. Bir öğretmen arkadaşımla bu örnekten yola çıkarak ders planı hazırladık. Derste benzer bir soruyu sorduğumuzda öğrenciler okulun yanında tutulan dükkânın kirasını öğrenmek istediler, ardından pizzacıda kaç kişinin çalıştığını. Bir diğer öğrenci pizzanın içerisindeki malzemelerin satış fiyatlarını bilmeliyiz dedi, bir diğeri bir başka dükkânda orta boy pizza fiyatı ne kadardır ona bakmalıyız, diye ekledi. Sadece bir soru ile derinleşen bir program ortaya çıkarabilecekken, biz test kitaplarındaki 70 lira ile aşağıdaki ürünlerden hangisini alabiliriz sorusuna maruz bırakıyoruz çocuklarımızı.
Nisan 1914'te Program 19'a dayalı bir savaş tatbikatı, işleri daha da karmaşıklaştırmamak için lojistiği ve demiryolu ulaşımını tatbikata dahil etmedi!
Sayfa 161 - Rus Ordusu savaş planına lojistiği dahil etmiyor ???
Düşünce boyutunda oluşturduğumuz fikir ve tahayyüller yok olmaz. Bir yerlerde kayda girer. Daha doğrusu üretilmiş her şey, evrensel sisteme anında işlenir ve yaratılan bu düşünce, hayatiyet kazanır. Düşünce, yaratıldığı amaç ya da program doğrultusunda da büyümeye ve beslenmeye başlar. Eğer meydana gelmesine neden olduğumuz bir düşünceyi beslersek daha fazla güçlenir. Hatta bir süre sonra bu düşünce, bizi de yönlendirmeye, üzerimizde hâkimiyet kurarak kendi doğrultusunda yeni programlar oluşturmamızı sağlamaya başlar. Hastalık sebebi virüsler gibi...
Türkiye'nin siyasi ve kültürel hayatına damgasını vuran dört büyük fikri-siyasi akım yani Kemalist modernleşmecilik, sağ muhafazakârlık-milliyetçilik, Jakoben solculuk ve Batıcı liberallik, çarpık Türk modernleşmesinin algı hatalarından, korkularından ve travmalarından nasibini almış ve her biri kendi dünyasında kendisi için bir küçük Türkiye yaratmaya çalışmıştır. Kemalist modernleşmecilik, medeniyetçi Türkçülüğü seküler bir din olarak vaz ederek bir millet yaratmaya çalışmış ama bunda başarılı olamamıştır. Geniş manasıyla Türk sağı, Aydınlanma ve modernleşmeye köklü eleştiriler getirmemiş; "komünizm tehlikesi" gerekçesiyle kapitalist dünya düzeyine uyum içinde olmayı tercih etmiş ve kapsamlı bir siyasi-fikrî program geliştirmek yerine kültür muhafazakârlığı yapmakla yetinmiştir. Jakoben solculuk, Türkiye'de genellikle darbeci, askerî ve tepeden inmeci devlet yapılarının yanında olmuş ve demokratik bir kültür geliştirememiştir. Sol enternasyolizm, Türk solunun Türkiye'nin tarihine, dinine ve kültürüne yabancılaşması neticesinde doğurmuştur. Son olarak Batıcı liberalizm evrensellik ve demokrasi adına, tarih, kültür, medeniyet, insan ve mekân kavramlarını parantez içine almış ve Türkiye'nin bu alanlardaki birikimine ve milli referanslarına mesafeli durmuştur. 1980'lere kadar muhafazakâr sağın parelelinde ve yer yer gölgesinde hareket eden İslamcılık da Türk modernleşmesine yönelik kapsamlı eleştirel getirmek yerine kendisine sınırlı ama müstakil bir hayat alanı açılması için mücadele etmiştir. Sağ, sol ve liberal siyasi geleneklerin ürettiği parçalı ve eksik Türkiye tasavvurlarının ülkenin temel sorunlarının çözülmesinde yetersiz kaldığı ortadadır.