19. yüzyıl, tahrif olmuş Hıristiyanlığın baskısına reaksiyon olarak materyalizm ve ateizmin zirveye ulaştığı zaman oldu. Yeni bilimsel ve teknik buluşlar yapılıyor, bunlarla aldanan insan, kâinatın bütün sırlarını çözebileceğini sanıyordu. Hâlbuki geçen yıllar her bilinenin pek çok bilinmeyeni davet ettiğini gösterdi.
İşte 19. asırda, bazı filozoflar birtakım peşin hükümler ve art niyetlerle nazariyeler kurdular ve bunları, ispatlanmış bilimsel gerçekler şeklinde göstererek kitlelere empoze ettiler. Bunlardan en tanınmış dördü, materyalist ve ateist felsefenin de temeli sayıldı: Ekonomide Marx, Biyolojide Darwin, Psikolojide Freud ve Sosyolojide Durkheim. Dünyayı aldatan bu dört şahsın birçok ortak özellikleri vardı: Bilim adamı değil ideologdular; insanları sevmezler, gizli veya aşikâr kin beslerlerdi; göz boyama kabiliyetleri belirgindi ve hepsi de ateistti.
Bunlardan ele alacağımız Darwin'in çocukluğu bir çeşit koleksiyon merakı içinde geçti. Hem saf, hem de haşarı bir ruh taşıyan Darwin'in tabiata karşı aşırı bir ilgisi vardı. Kimyadan zevk alıyor, koleksiyon yapmak için avcılık yapıyor ve öldürdüğü kuşları samanla dolduruyordu. Büyüdüğünde, babası onun din adamı olmasını istedi. Darwin, önceleri bunu kabul ettiyse de sonra vazgeçti. 1825'de tıp tahsil etmek için kardeşiyle Edinburg'a gönderildi. Fakat maymunlara olan hayranlığından ötürü okuyamadı. Saatlerce onların karşısına geçiyor, onları büyük zevkle izliyor ve bir türlü ayrılmak bilmiyordu. Maymunları nedense kendine yakın buluyordu.
Darwin'i babası küçük yaşlardan itibaren onu aşağılar, horlardı:
"Seni, anlaşılan ava çıkma, köpeklerle eğlenme ve fare yakalama dışında hiçbir şey ilgilendirmiyor. Geleceğin, kendin ve ailen için yüz karası olacaktır!"
Darwin sekiz yaşlarındayken annesini kaybeder. Okulda