Li Zhensheng'in adı "şanın yükselen bir şarkı gibi dört bir yanma erişecek" anlamına gelir. Li, 1963'te Çin'deki tüm kurumlan yerle bir eden Büyük Proleter Kültür Devrimi patlak vermeden üç yıl sonra ye­ rel bir Harbin gazetesinin kadrolu fotoğrafçısı olma şansına ve şanssız­ lığına sahipti. Gazetede onsekiz yıl görev alan Li, bunun iki yılını bir eğitim kampında geçirmişti: milyonlarca kişi gibi o da bir eylemci, bir zorba ve bir kurban olarak Kültürel Devrim'e katılmıştı. Bir fotoğrafçı -ve kısa süreli de olsa şevkli bir devrimci- olan Li, on yıl boyunca Çin'i sarsan siyasal çalkantıları yücelten onbinlerce fotoğraf çekmiştir. Ancak öte yandan, bu devrimsel deneyin karanlık yüzünü de gören Li, bu sahneleri kaydettiği ve "'negatif negatifler" adını verdiği filmleri uzun yıllar boyunca, yağlı bezlere sarılı biçim­ de evinin döşeme tahtaları arasında saklamıştır. Kültürel Devrim'in tamamen kınanmakta olduğu 1988 yılında, bu karelerden yirmisi Pekin'de sergilendi; 1990 yılında ise, artık bir üniversite profesörü olan Li, onları Birleşik Devletler'e kaçırmaya başlamıştı. 2003 yılında, bu resimlerin yanısıra ayrıntılı başlıklar, tarihsel denemeler ve gazete baskıları, Li'nin de anılarıyla birlikte Li'nin devrim birliğinin de adı olan Kızıl Haber Neferi isimli son derece şık ancak oldukça da ürkütücü bir kitap olarak basılmıştır.
Sayfa 155 - Espas kuram sanat yayınları 2013
Araştırma-İnceleme-Siyaset-Politika
Proletaryanın neden devlete gereksinim duyduğu ile, sosyalist aşamanın neden zorunlu olduğu arasında kopmaz bir bağ vardır. . . Henüz iktidarın alınması halinde, alaşağı edilen burjuvazinin direnme gücü yok olmaz. Tersine eski olanaklanı, bilgisi ile iktidardan düşmenin verdiği kini birleştirerek tüm gücüyle saldırıya geçer. Burjuvazi bu saldırısında uluslararası burjuvazinin desteğini de muazzam olanaklarla birlikte alır. Eğer birileri bize, bu aşamada proletaryanın devlete ihtiyacı olmadığını söylüyorsa, bunlar ya bilinçsiz kimselerdir, ya da proleter dostu gözüken burjuva ajanlardır. Proletarya bu noktada iktidarı, bu gücü kullanmakta bir an bile tereddüt edemez. Bu tereddütün sonucu gen dönülemez bir yoldur. . . Engels, Bebel'e 28 Mart 1875 tarihli mektubunda "özgür halk devleti" kavramını eleştirirken şunları söylüyor: "Proletarya bir devlet gereksinimi duydukça, bunu hiç de özgürlük için değil, ama düşmanlarını bastırmak için duyacaktır. Ve özgürlükten söz etmek olanaklı bir duruma geldiği gün de, devlet, devlet olmaktan çıkar."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
O an kaygının kaynağı olan özgün darbenin annenin dışlaması olmadığını gördüm; kaygının kaynağı dışlanmanın kabullenilmemesindeydi. Proleter anneler çocuklarını dışlamışlardı, ama bunu yaparken kuşkuya yer bırakmamışlardı. Çocuklar dışlandıklarını biliyorlardı ; sokağa döküldüler ve kendilerine yeni yoldaşlar buldular. Durumlarında hiçbir kaçamak yoktu. Dünyalarını ---iyi de olsa kötü de olsa--- tanıyorlardı ve kendilerini dünyalarına yerleștirebildiler. Oysa orta sınıfın genç kadınları ailelerinde hep aldatılmışlardı. Onlar hâlâ sever gibi görünen anneler tarafından dışlanmışlardı. Kaygılarının gerçek kaynağı sadece dışlanma değil, buydu. Daha derin kaynaklardan gelen kavrayışları karakterize eden bu anlık aydınlanma ile, kaygının, içinde olunan dünyayı tanıyamamaktan, kişioğlunun kendini, kendi varolușuna yerleştirememesinden geldiğini gördüm.
Sayfa 77
Proleter, emek gücünü (beden ya da kafa gücü) satarak sağlayan
Unutmayalım ki hiçbir fiyakalı kıyafet, pahalı şirket tatili ya da kiralık lüks araba, üretim araçlarına sahip olmayanların proleter olduğu gerçeğini değiştiremez. Akciğerlerinizde is, işliklerinizde leke, alnınızda ter olmaması işçi olmadığınız anlamına gelmiyor ne yazık ki.
Gerçekten Kemalistlerin bugünkü devrimci mücadeledeki yerleri azımsanmayacak kadar önemlidir. Fakat emperyalizme ve müttefiklerine karşı mücadelenin tek devrimci alternatifi değildir. Bugün emperyalizme karşı ilk boy hedefi Kemalistler değil, proleter devrimcilerdir.
Sayfa 100·Kitabı okuyor
Siyaset
Hem biyolojik hem tarihsel olmak üzere belli bir "insanlık durumu" vardır: Erkek ya da kadın olarak, şu veya bu genetik donanımla doğmuşumdur; proleter yahut burjuva belli bir toplumsal ortamda, şu millet, şu kültür, şu dil, şu aile, şu yüzyıl, vb.'de dünyaya gelmişimdir. Dolayısıyla kendimizi çoktan özgül bir durum içinde kayıtlı buluruz daima; üstelik bu kayıtlılığın belirlenmişlik halini alması ihtimal dahilindedir. İşte Sartre'ın son derece yerinde bir şekilde "kötü niyet" diye adlandırdığı bu ihtimaldir. Fakat "durumumuz" belirlenmişlik haline gelmek zorunda değildir; yani tam bir özgürlük yoksunluğuyla aynı şey değildir. Sırf kadın olarak doğdum diye, mutfağıma ve çocuklarımın eğitimine mıhlanmış bir evcimenlik içinde yaşamak zorunda değilimdir... Tüm bu örneklerde iş başında olan, özgürlüğü sıfırlayan belirlenmişlikler değil durumlar' dır. Bir kaplandan farklı olarak üç metreye kadar sıçrayamam, bu bakımdan belirlenmişimdir. Bu yüzden daha az özgür olabilir miyim?