Sıcaklık, bütün canlıları derinden etkiler. Ortam fazla soğuksa kimyasal tepkiler iyice yavaşlar ve işe yaramaz hale gelir. Fazla sıcak olduğundaysa biçimi bozulan proteinler ve diğer yaşamsal moleküller parçalanır. Bu etkiler, yaşamı belli bir sıcaklık aralığında büyük ölçüde sınırlandırır. Bu aralığın sınırları değişse de her zaman vardır; o nedenle sinir sistemi olan her hayvan bir şekilde sıcaklığı hisseder ve ona tepki verir.
Sayfa 141·Kitabı okuyor
Alıntı
Oruç üzerine
Bütün dinler, oruç üzerinde ısrar etmişlerdir. Gıdadan mahrum kalmak, önce açlık hissini duyuruyor. Bazen sinir bozukluğu ve daha sonra zayıflık hissi veriyor. Fakat aynı zamanda, çok daha önemli bazı gizli fenomenleri de tayin ediyor. Karaciğerdeki şeker, deri altındaki yağ depoları, kaslardaki, guddelerdeki, karaciğer hücrelerindeki proteinler harekete geçiyor. Bütün organlar, iç muhitin ve kalbin bütünlüğünü korumak için kendi maddelerini feda ederler. Oruç dokularımızı temizler ve değiştirir.
Sayfa 181 - Hayat Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Japon çocuklara yemekleri öğretmek için bir yöntem geliştirmişler. Yemekleri üç gruba ayırmışlar. Kırmızı grup: Bedenimizi geliştiren yiyecekler yani proteinler. Sarı grup: Enerji üreten yiyecekler yani karbonhidratlar. Yeşil grup: Bedenimizi iyileştiren yiyecekler yani vitaminler. Biz de diyebiliriz ki aslında acılar da üç çeşittir: bizi büyütenler, bize güç kazandıranlar, bizi iyileştirenler."
Her kalori aynı değildir! Karbonhidratlar, proteinler ve yağların sindirimleri, verdiği doygunluk hissi ve kalorilerinin nasıl metabolize edildikleri tamamen farklıdır ve sonuca çok etkilidir. Özellikle etlerden gelen proteinler kalori hesabına hiç gelmez çünkü proteinlerin sindirimi
Sayfa 64·Kitabı okudu
Proteinler sindirim sonucunda, temel elemanları olan aminoasitlere dönüştürülür. Aminoasitler vücudumuzun istisnasız, her dokusunun yapısına giren temel yapıtaşlarıdır. Kaslarımız, hücrelerimiz, kanımız ve yüzlerce enzim ve hormonumuzun yapısında aminoasitler vardır.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Üzüntüyle akan gözyaşı, fiziksel tahrişle akan gözyaşından farklı proteinler ve stres hormonları (ACTH, prolaktin) içerir. Ağlamak, beynin kriz anında ürettiği toksik stres kimyasallarını göz kanalları vasıtasıyla dışarı fırlatma eylemidir. Yanaklardan süzülen o ıslak parıltı, kabilenin diğer üyelerini yardıma ve şefkate çağıran ikincil ama muazzam etkili bir görsel sosyo-biyolojik sinyale dönüşmüştür.
Reklam
Reklam