Walter Lippmann– Kamuoyu
10/10
·417 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
Walter Lippmann’ın Kamuoyu adlı eseri, modern siyaset biliminin ve medya teorisinin en temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor. İlk kez 1922’de yayımlanan bu kitap, bir gazeteci gözüyle demokrasinin iç mekanizmasını, halkın nasıl yönlendirildiğini ve “gerçeğin” nasıl şekillendirildiğini derinlemesine ele alıyor. Lippmann, yaşadığı dönemin koşullarını aşan bir berraklıkla, bugün bile geçerliliğini koruyan bir gerçeği gözler önüne seriyor: İnsanlar dünyayı doğrudan değil, medyanın ve anlatıların süzgecinden geçerek algılıyor. Kitabın merkezinde “pseudo-environment” yani “sahte çevre” kavramı yer alıyor. Lippmann’a göre bireyler, karmaşık gerçekliği olduğu gibi kavrayamadıkları için, onun zihinsel bir kopyasını yani basitleştirilmiş bir temsilini oluştururlar. Bu temsil, çoğu zaman medya, propaganda, söylentiler ve önyargılar tarafından şekillendirilir. Dolayısıyla bireyin verdiği tepkiler, gerçeğe değil, bu zihinsel temsile yöneliktir. Bu fikir, bugün “algı yönetimi” veya “bilgi manipülasyonu” dediğimiz konuların neredeyse bir asır önceki bilimsel zeminini oluşturur. Lippmann, demokrasinin bu bilgi sınırlılığı içinde nasıl işleyebileceğini de sorgular. Halkın büyük kısmı, karmaşık olaylar hakkında doğrudan bilgi sahibi değildir; bu bilgiyi onlara aktaran ise çoğunlukla medya, devlet kurumları veya çıkar gruplarıdır. Böylece kamuoyu, bir anlamda “üretilmiş” bir yapı haline gelir. Lippmann’ın en çarpıcı tespitlerinden biri de budur: Halkın iradesi, sanıldığı kadar özgür ve bilinçli değildir; büyük ölçüde yönlendirilmiştir. Yazarın üslubu gazetecilik tecrübesinin etkisiyle açık, sade ve keskindir. Teorik kavramlar bile okuyucuyu yormadan anlatılır. Fakat alt metinde ciddi bir entelektüel ağırlık vardır; Lippmann’ın satır aralarında hem siyaset felsefesi hem de
1000Kitap
KamuoyuWalter Lippmann · Kabalcı Yayınevi · 202034 okunma
3/10
·448 syf.··
2025 1. kitabı
·
69 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2025 00:00
Ajan Sonya kitabı yer yer bağlantı kuramadığım bir roman oldu maalesef!Ben Macintyre kurgu açısından zayıf ; içeriği hiç bir şey vaat etmeyen 2.dünya savaşı bilgilerini bir ansiklopedik bilgi kıvamda veren bir romanla karşımızda ama korkarım ki silahsız! Hiç bir şey düşünmüyormuş gibi yazılmış ve düşündürtemiyor da! Hitler'in en favori restoranının Osteria Bavaria restoranı olması;İsviçre'nin en uzun süreli tarafsız devlet olması gibi güzel anekdotlar kitabın benim için kitabın en can alıcı noktalarıydı! Çok sıkıcı ve çok ağır işlenmiş bilgileri olan bir kitap bence! Kitapta Ursula karakterinin Len Beurton ile pseudo marriage yapmış olması ve zamanla iletişimlerinin aşka döndüğü ifade yer almakta...Bence kitabın kapağına "Ajan Sonya:Aşık Asker Casus" yazarken aşk kısmındaki titir ile bilgi kırıntılarını biraz daha uyumlu götürebilirmiş!
Ajan SonyaBen Macintyre · Say Yayınları · 202221 okunma
Reklam
4/10
·538 syf.··
2025 2. kitabı
Bu kitabın bir kişisel gelişim kitabı olduğunu bilseydim elimi sürmezdim. Hem de tüm kadınlara/insanlara apaçık tepeden bakan birisi tarafından yazılmış bir kişisel gelişim kitabı. Bunu daha kitabın önsözünde kendisini bir bakıma tanrılaştırması ve ulaşılacak en üst tip olarak görmesi/göstermesinden anlayabilirsiniz. Mükemmel bir pazarlama örneğiyle bu kadar ünlü olmayı başarmış diyebilirim. Tüm insanlığı kapsayabilecek genellemeleri kadınlar üzerinden vermesi bana burç yorumlarını hatırlattı. Yazılanlar o kadar büyük genellemeler ki herhangi bir kadının/erkeğin satırlarda kendinden bir şey bulmaması zaten imkansız. Bir insana sadece cinsiyetinden dolayı özel güçlerle donatıldığını söylemek apaçık sığ bir düşünce. Bilimsellikten uzak inanç ve yorumlardan ibaret. Sonunda her seferinde sen güçlüsün, kendine inan, başarabilirsin diyen sosyal medya psikologları gibi öğütlerle bitiriyor cümlelerini. Özetle herkes tarafından kabul görecek genellemelerin üzerine kurulmuş safsatalardan oluşuyor. “ …Bir böbreğinini alın, insan yaşar. İlaveten her iki bacağını, mesanesini, bir akciğerini, bir kolunu ve dalağını alın; insan yaşar; belki bunu yaşamak denmez ama yine de hayatını devam ettirebilir. Bazı beyin işlevlerini yok edin insan yine yaşar. Yüreğini çıkarın, kişi hemen ölür…Çünkü duyguları kuşatan sinir merkezidir….“ “…Kadınlar olarak birçok insana dokunuruz. Avuç içlerimizin bir tür alıcı olduğunu biliyoruz. ister bir kucaklama, ister elle hafifçe surta vurma ya da sadece omza bir dokunma seklinde olsun, dokunduğumuz insanla ilgili bir seyler okuruz. La Que Sabe'yle bir sekilde bağlantılıysak , ellerimizle dokunarak başka bir insanin neler hissettigini biliriz. Bazılarına imgeler, hatta kimi zaman sözcükler şeklinde bilgiler gelir, onları diğerlerinin duygu durumu
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
Puan vermedi·509 syf.··
2023 113. kitabı
Cinselliğin Tarihi Michel Foucault Kitap 3 bölümde incelenmektedir. 1.Bilme İstenci Kitabın birinci bölümü, "Bilme İstencidir.'' Bu bölümde, Foucault cinselliğin 18. yüzyıldan itibaren Batı toplumlarında nasıl bir "sorun" haline geldiğini ve nasıl bir "söylem" ürettiğini ayrıntılı bir şekilde açıklar. Foucault'a göre, cinsellik söylemi baskıcı bir iktidar tarafından bastırılmak için kullanılan araç değildir, aksine cinselliği üreten, yaygınlaştıran, çeşitlendiren yöneten yeni bir iktidar biçimidir. Foucault bu iktidar biçimini "biyo-iktidar" olarak adlandırır. Biyo-iktidar, bireylerin bedenlerini, sağlıklarını, yaşamlarını, üremelerini, nüfuslarını ve cinselliklerini denetleyen, düzenleyen, normlaştıran disipline eden bir iktidardır. Biyo-iktidar, bireylerin cinsellikleri üzerinden tanımlanmasını, sınıflandırılmasını, değerlendirilmesini ve yönlendirilmesini sağlayan bir "bilgi" üretir. Bu bilgi, cinselliği bireylerin en "doğal", en "temel", en "öznel" boyutu olarak sunar ve bireyleri cinselliklerini anlamaya, açığa çıkarmaya, söyleme dökmeye ve ona göre davranmaya teşvik eder. Bu şekilde, cinsellik bireylerin kendilerini birer "özne" olarak kurmalarında ve tanımlamalarında merkezi bir rol oynar. Cinsellik, bireylerin kimliklerini ve ilişkilerini şekillendiren bir güç haline gelir ve toplumsal normlar ve beklentiler tarafından belirlenen bir alan haline gelir. Bu nedenle, cinsellik, toplumsal düzeyde kontrol ve yönlendirme aracı olarak kullanılırken, bireylerin kendi kimliklerini keşfetmeleri ve ifade etmeleri için bir alan da sunar. Foucault, bu cinsellik söyleminin yalnızca baskılayıcı bir iktidar aracı olmadığını, aynı zamanda bireylerin cinselliğini üreten ve yönlendiren bir iktidar biçimi olduğunu iddia eder. Bu biyo-iktidar, bireylerin bedenlerini ve cinsellikler denetleyen,
Felsefe-Düşünce
Cinselliğin TarihiMichel Foucault · Ayrıntı Yayınları · 2010978 okunma
borges'in pseudo-essay aşkı
8/10
·203 syf.··
2023 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2023 12:59
Fatih Özgüven'in Tomris Uyar'dan daha iyi bir çevirmen olduğunu fark ettiren bu kitap çoğu zaman hayal gücünün sınırlarının ne kadar geniş olduğunu anlamamı sağlasa da az zamanda ise entelektüelitemin zayıflığını yüze vurdu. Katman katman işlenen kurmacaların altındaki edebi hinliği, göz kırpmaları yakalamak her ne kadar haz verse de yazar Hristiyan teolojisi hakkında -mış gibi bir metine girişince itiraf etmem gerekir ki hikayeyi geçtim. İspanyol edebiyatının düşsel kompleks yapısı bazı anlarda ağzımdan salya akıtırken bazen sıkıntıdan göbeğimi kaşımama sebep oldu. Sanıyorum ki yıllar sonra edebî birikimim artınca bu kitaptan alacağım hazın katsayısı birikimimin karesi ile orantılı olacaktır. O zaman görüşürüz on yıllar sonraki Ahmet. Favorim Don Quixote'li olan ya da Bakara suresi 259. ayet ile açılan kurmacalardan biri veyahut ikisi idi.
FiccionesJorge Luis Borges · İletişim Yayınevi · 2013571 okunma
Türk Mitolojisi Atlası: Bir Hümanizmanın Doğuşu
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2022 52. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2022 23:57
Mitoloji Nedir? Kitabımız İnsanlığın ilk dönemlerinden, ateşinden başında tecrübeli insanların gençlere deneyimlerini aktarmak için yarattıkları hikayelerden başlıyor. Daha sonra bu bölümde yazar “Bugün dahi mitoloji dendiğinde, sosyal bilimlerin en popüler üç açıklamasını(insan biçimcilik, mevsimsel döngüler metaforları ve Nöroteolojik kuram)” bize aktarıyor ve Atlas boyunca kullanacağı yöntemin “büyük oranda nöroteolojik ve psikanalitik kuram” olacağını haber veriyor. Bölümde bu üç kuramdan bilgisiz okuyucuyu haberdar etmesi ve Homo Sapiens’in beyninin iç işleyişini dışa doğru yansıttığını, doğayı kendi bilincinin bir uzantısı gibi gördüğünü söyleyerek bunun bugün dahi akademide bile devam ettiği hakkında bizi uyarıp daha ilk baştan aydınlanmamızı sağlıyor. Homo Sapiens Belleğinin Aynası: Arketipler Bu bölüm Arketiplerin ne olduğunu açıklayarak başlasa da en dikkat çekici tarafı Jung’un tezlerini mistisizmden kurtarıp ayağa kaldıran Joseph Campbell’in kuramı. Buna göre Campbell “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” isimli eserinde dört arketipi “bilge ihtiyar, ana tanrıça, düzenbaz ve kahraman(kozmik çocuk)” olarak yeniden yorumluyor. Bu Arketiplerin bütün mitolojilerde görülebildiğinin altını çizmemiz gerek ve işin büyüleyici kısmı da tam olarak burası. Bartu Bölükbaşının da yazdığı gibi bu bölümde “Arketip yorumlarının çeşitlenmesi ve derinleşmesi sonucu dünya mitolojileri hiç olmadığı kadar ortaklaştı ve birbiri hakkında hiçbir fikri olmayan halkların ortak simgeler üretebildiği somut biçimde ortaya konmuş olduğunu…” kavramış oluyoruz. Mitolojik Soy Ağacı: Doğu ve Batı Mitolojileri Yine Campbell’in sınıflandırmasıyla dünya mitolojileri Doğu ve Batı Mitolojileri olarak ikiye bölünüyor. Doğu ve Batı mitolojileri arasındaki farklar açıklandıktan sonra yazarımız Türk
Mitoloji
Türk Mitolojisi AtlasıBartu Bölükbaşı · İKM yayıncılık · 0115 okunma
Reklam
Reklam