Müneccim Kapısı mesi-resi: Samsunhâne yakınındadır. Burada Ali Kuşçu adında bir gök bilgini, yıldızları gözetlemek için bir kuyu kazmıştır ki, derinliği 105 kulaçtır. Sonra ulemá, aralarında yaptıkları müzakere sonunda, «Bu rasadın yapıldığı memleketi vebâ istila eder diye padişâha bildirip, Ali Kuşçu'yu rasaddan vazgeçirdiler.
O sırada Sultan Dördüncü Murad, adı geçen kuyuyu doldurmak maksadiyle, Müftü Yahya Efendi'ye noktasız harflerle üç kelimelik bir tezkere yazarak Şu rasadı yıkalım mı? diye sormuşlar. Yahya Efendi, noktasız olan bu üç kelimeyi okuyamaz ve bunun bir bilme-ce olduğu kanâatına vararak, «Bre gelin kardeşler! Padişâhımız bir bilmece göndermişler. Cevabını beklerler. diye, bütün müşkül çö-zenleri toplar. Hepsi bir araya geldikleri halde, o üç kelimeyi oku-yup mânâ çıkarmakta acze düşerler. Bu sırada onların perişanlık-larını izleyen kapıcı, kapıdan başını uzatarak: «Sultanım! Şu üç ke-limeye herbiriniz seversadul, şevirsadih, sirazdi deyip duruyorsunuz. Mübarek izniniz olursa, padişahın şu mübarek yazısını yüzüme sü-rüp bir de ben görsem! der. Müftü Yahya Efendi: «Bre beterin be-teri adam, biz çözemedik de sen mi halledeceksin?» deyince, Muid Ahmed Efendi ve Bâlizâde Ahmed Efendi Farsça bir beyit söyleyip padişahının yazısını kapıcının eline verirler. Nüktedan kapıcı he-men Şu rasadı yıkalım mı? buyurmuşlar. Bilmem bilmece midir?» deyince, hemen Yahya Efendi: «Bre kapıcı!... Allah senden razı ol-sun, biz, bu yoklama mı' kelimesi noktasız olduğundan, 'yakla mı, bakla mı, takla mı, sakal mı' deyip dururuz. Bre çabuk! Haseki ağa-yı çağırın! Haber götürsün diye eline kalemi alıp: «Padişahım! O talihsiz müneccim Ali Kuşçu'nun can kuşu uçarak cennette karar kılmıştır. Bu dünyadaki yeri olan rasad adındaki gayyä kuyusunu yıkıp ağzına kadar toprakla