Vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır.Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.
Öyleyse, niçin her şeyi bilen ve gören Tanrı onları vatanlarından çıkarıyordu? İnsanlar birbirleriyle niçin dövüşüyor, niçin kan ve gözyaşı dökülüyor, niçin herkes kendini haklı, karşısındakini haksız görüyordu? Gerçek olan neydi? Bir kimse çıkıp tetiği çekenin yalnız kendisi olduğunu iddia edebilir miydi? Dünyaya hakemlik edebilecek bir kimse yoktu!
Bugün bir çok insan farkında olmadan Platon’un mağarasında yaşıyor. Bilinmeyen karşısında büyük bir korkuları var ve kişisel olarak onları etkileyecek her değişimi reddediyorlar. Fikirleri var, projeleri düşünceleri var ama bunları asla gerçekleştirmiyorlar doğrulanmış binlerce korkuyla felç olmuşlar, elleri ayakları kelepçeli oysa anahtarı da yalnızca kendilerinde. Boyunlarında asılı ama asla ellerini almıyorlar.