• gelme diyorsun
    bu gel demektir
    birazdan akşam olacak
    rachmaninoff'la bir meyhanede içmeliyim bu gece
    sonra sana gelmeliyim
    Ümit Yaşar Oğuzcan
    Sayfa 17 - everest yayınları
  • Oyun okumayı oldum olası sevmişimdir. Roman okumaktan farklı olarak oyun okurken kafamda bir sahne kurar, her bir repliği kafamda sahne akustiğinde aşırı dramatize ses tonuyla dikte ederim ve bu bana ekstrem bir haz verir.
    Caligula, Camus’nün okuduğum üçüncü kitabıydı (Bu satırları yazarken dört kitabını okumuş bulunuyorum) ve söyleyebilirim ki beni en çok tatmin eden de Caligula’ydı.
    Peki, Caligula nedir? Daha doğrusu, kimdir? Tam adıyla Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, üçüncü Roma imparatoru ve Roma tarihinin en zalim hükümdarı (en azından ilk 3’te). Barbarlığı, cinsel sapkınlıkları ve bencilce eğlenceleriyle namlanan Caligula’nın bu bozuklukları daha imparatorluğunun ilk yılında ölüm uçurumundan “neredeyse” yuvarlanmasıyla başlamış. Bir Roma şairi olan Juvenal’e göre ise Caeser’a onu delirten zehirli bir iksir verilmiş ama burası teferruat. Sonunda Caligula öyle bir noktaya gelmiş ki atını rahip ilan etmiş, hatta Senato’da bir yer sözü bile vermiş.
    Tamam, iyi güzel de tarih kitabı okumuyoruz, oyun okuyoruz. Camus’nün Caligula’sı ise biraz daha farklı. Zalim olmasına zalim, hem de dibine kadar zalim. Ama onunki biraz daha “tanımlanamayanı tanımlama, imkansızı mümkün kılma çabası” (#32842261) denilecek türden.En sevdiği insanın kaybından sonra (Camus’nün absürdist olduğunu biliyoruz) uyumsuz’u fark ediyor ve bütün tecrübeleri toplamaya çalışıyor (Bkz: Sisifos Söyleni). Hiçbir şey istemiyor, arzulamıyor, tek bir şey dışında: mutlak güç ve hakimiyet (tabi söz konusu absürdizm olunca bundan da %100 emin olamıyoruz). Koskoca Julius Caesar, Camus’nün ellerinde biçim değiştiriyor. Bu sefer mermerden bir David değil de David’den bir topak kil çıkıyor sanki.
    Bir de Caligula’nın mantık ilkesi var, ki gözden kaçmaya çok müsait bir ayrıntı. Hani insan olmanın getirdiği en temel ikilemlerden biri: “Duygular mı mantık mı?” Caligula mantıkçı. Ama mantık dediysem küçümsemeyin. Duyguları Drusilla ile ölmüştür artık. Mantık ilkesini daha iyi anlamlandırabilmek için Sisifos Söyleni’nden bir alıntıyı kullanacağım:
    Mantıklı olmak her zaman kolaydır. Sonuna kadar mantıklı olmaksa, neredeyse olanaksız bir şey. ( #32002239 )
    Camus neredeyse olanaksızı gerçekleştirebilmek için bir imparator seçmiş bence ve böylece Caligula’nın sınırsız imkanlarıyla sınırları aşmaya çalışmasını göstermiş.
    Kitabın edebi ve felsefi yanını bir kenara atacak olursak, sırf Caligula’nın hazırcevaplığı için bile okunabilecek bir eser Caligula.
    Son bir şey, okurken Sergei Rachmaninoff'un Piano Concerto no.2 op.18'ini dinlemenizi ŞİDDETLE tavsiye ediyorum. Kitabın içerdiği gücü ve deliliği %105 artırıyor.
    ——— (kapanış)
    Evet arkadaşlar, Caligula’ya dair söyleyeceklerim bu kadardı. İncelememi beğendiyseniz altta kalp tuşuna basarak beğenmeyi ve bunun gibi daha çok içerik için kanalıma abone olmay- aman, hemen buradan (Merve %-5 mutlu) takip etmeyi unutmayın. Sağlıcakla kalın.
  • Shafran, Cello, Ginzburg, piano
    https://www.youtube.com/watch?v=MQw90GSR9Lk
  • https://www.youtube.com/watch?v=_H_3b6Fy8ck
    01 Flicker
    02 Walking The Wire
    03 Perfect
    04 (It's Gonna Be) Okay
    05 A Sky Full Of Stars
    06 Jurassic Park Theme
    07 What Are Words
    08 I Want You Back
    09 Don't You Worry Child
    10 Begin Again (ft. Megan Nicole and Alex Goot)
    11 Arwen's Vigil
    12 A thousand Years
    13 Beethoven's 5 Secrets
    14 Can't Help Falling In Love
    15 Cello Wars
    16 Code Name Vivaldi
    17 Michael Meets Mozart
    18 Moonlight
    19 More than Words
    20 Over The Rainbow / Simple Gifts
    21 Peponi (Paradise)
    22 Rock Meets Rachmaninoff
    23 Rolling In The Deep
    24 The Cello Song
    25 What Makes You Beaultiful
    26 Moonlight (DubhouseRemix - ft. Braxtek)
  • Ne zaman Zweig okusam, özellikle biyografilerini okuduğum zaman, içimden yazmak geliyor (bir de Sennheiser kulaklığımla dinlediğim Rachmaninoff'un etkisi var elbette). Onun sahip olduğu araştırmacı ruh sanırım bir yerde buna destek veriyor. Çağının vahşetinden en fazla kaygıyı duyan ve insanlığı, içine düştüğü karanlıktan çıkarmak için çabalayan bir aydının, kendisinden dört yüz yıl önce yaşamış bir başka aydının hayatını resmetmesi, bir okur olarak beni fazlasıyla heyecanlandırdı.

    Bizler okuyup, öğrenmeye çalışan insanlar olarak, pasif bir eylem içerisinde miyiz acaba?
    Zweig, zamanında fazla sesi çıkmamış, sadece kendi içindeki farklı renkleri bulmaya ve insanı anlamaya çalışan birinin düşüncelerini belirtirken neyi amaçlamış olabilir? Ya da Montaigne, böylesi özgün fikirlere sahipken ve akla gelebilecek her konuda yazmışken, neden etrafında kitle oluşturma yoluna gitmemiştir? Neden yapay düşüncelere sahip insanların etrafındaki devasa kitleler onu hiç cezbetmemiş, sadece insanın özünü anlamaya çalışmıştır? Böyle yaparak, içine girdiği tüm çabalar boşuna mı gitmiştir sizce? Okumak eylemi, insanın kendini bulma eylemi ne denli önemlidir?

    Burada tanışıp sürekli tartıştığım insanlar var. Eylem üzerine, ideolojiler üzerine kafa patlatıyoruz. Bazen giriyoruz birbirimize:) Ben, Montaigne gibi, insanın önce özünü bulması gerektiğini düşünüyorum fakat bu konuda onun kadar optimist düşüncelere sahip değilim. Hangi sistem ya da ideoloji gelirse gelsin, insanın özündeki tumultusun (Montaigne ifadesidir) yeni bir yıkımın başlangıcına sebebiyet vereceğini biliyorum.

    Zweig'in de dediği gibi, Montaigne görünüşte eylemsiz kalarak aslında eşsiz bir eylemi gerçekleştirmiştir. Kendini ayakta tutarken ve anlatırken, kendi kişiliğinde bütün zamanlar için geçerli insanoğlunu sergileyip anlatmıştır. Bu da, kendisinden sonraki çağlara ışık tutmasını sağlamıştır.

    Evet, Montaigne tek başına yaşadığı bir odada kendini bulmaya ve insanın özünü resmetmeye çalışmış. Bu esnada da herhangi bir fiziksel eyleme başvurmamış. Herhangi bir ideolojiye de bağlanmamış. Ama... Bir gün, çağının vahşetinin kapısına dayandığını fark etmiş. İşte o zaman kaçmaktan başka çare bulamamış. Şimdi diyeceksiniz ki hocam bunları neden yazdın. Hemen söyleyeyim. Eğer ki arzulanan eylemin verimli gerçekleştirilmesi isteniyorsa, bu işe baş koymuş yoldaşların öncelikle kendilerini bilmesi ve tanıması gerekecektir. Böylece ileride oluşacak yıkımın başlangıcı biraz daha uzayabilir ve eylem amacını bir süre gerçekleştirebilir diye düşünüyorum.

    Zweig her zamanki gibi detaylı bir biyografiye imza atmış. Montaigne'nin düşüncelerinin temellerini anlatmak için, zamanı ondan öncesine kadar çekmiş ve okurun zihninde herhangi bir soru işaretine mahal vermemiş.

    Eksi olarak gördüğüm tek şey, yazarın fazlaca tekrarlara uğraması oldu. Bir konu hakkında aynı tarz cümleleri kurması ve anlatmak istediğini anlatamamanın verdiği endişe okuru biraz sıkıyor.

    Sonuç olarak, yaşadığı çağı ve ileriki çağları aydınlatmayı başarmış bir aydının hayatını, böylesi bir yazardan dinlemek beni oldukça mutlu etti, eminim sizler de benim kadar mutlu ayrılacaksınız bu kitaptan. Şimdiden iyi okumalar diliyorum herkese.

    ---İnsanların düşünceleri kendisine değil, başkalarına aittir. - - -