"Türklerin Kapısı" Bozkırdan.....
Puan vermedi·180 syf.··
2026 2. kitabı
İbn Fadlan Seyahatnâmesi, 10. yüzyıl Avrasya coğrafyasında inançların, siyasi dengelerin ve kültürlerin izini süren en özgün seyahatnamelerden biridir. Abbasi elçisi olarak yola çıkan İbn Fadlan, Bağdat’tan İtil Bulgarlarına uzanan rotasında İslam dünyası ile Orta Asya steplerinin pagan toplulukları arasındaki sınırları kaydeder. ​Eserin en çarpıcı duraklarından biri, seyyahın Harezmşahlar (Hârizm) bölgesinde geçirdiği çetin kış şartlarıdır. Buradaki köklü yerleşik kültürü ve dini hassasiyetleri gözlemleyen yazar, ardından göçebe Türk dünyasının eşiğine ulaşır. Seyahatnamede Oğuz Yabgu Devleti’nin toprakları "Türklerin Kapısı" olarak adlandırılır. İbn Fadlan, bu kapıdan içeri girdiğinde Türklerin toplumsal yapısını, şamanistik kökenli dinlerini, cenaze ritüellerini ve misafirperverlik geleneklerini hayranlık ve şaşkınlıkla inceler. ​Eser; Harezm'in şehirliliği ile bozkırın göçebeliğini buluşturan, farklı dinlerin ve yaşam tarzlarının coğrafi sınırları nasıl şekillendirdiğini gösteren eşsiz bir antropolojik belgedir.
İbn Fadlan SeyahatnamesiRamazan Şeşen · Yeditepe Yayınevi · 2015812 okunma
7/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:13
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne ile şimdi de 1883 yılına uzanıyor, Ramazan ayını geçiren bir İstanbul’a konuk oluyor, tarih kitaplarında karşılaşmayacağımız türden betimleme ve tasvirlerle de zenginleştirilmiş bir maceraya atılıyoruz. Öncelikle 2. Mahmut dönemine uzandığımızı söyleyebileceğimiz bu romanda tam bir kuzey turu yaptığımızı da özellikle belirtmek isterim. Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’a geldikten sonra Trakya, Balkanlar ve Karadeniz Sahilleri ile zenginleşen bir yolculuk mekanları bizimle oluyor. Bunda yazarın zamanında yat alıp Avrupa turu yapmasının da anlatımına elbet etkisi vardır ama onun anlatım ve görüş gücünü düşündüğümüzde, hiç var olmayan ve kitaplarından yıllar sonra bulunan icatları da göz önüne aldığımızda anlatımlarında bir aksama veya yanlışlık bulmak da kolay değil. Gerçi doğru veya yanlış kıyaslaması yapabileceğimiz 150-200 yaşında yaşayan bir eski Osmanlı bulmak da imkansız olduğuna göre buna da çok takılmamak lazım. Ancak kitabın bir ‘Tenkit’ yani ‘Eleştiri’ niteliği taşıdığını da belirtelim. Çünkü bazı insanlar asla ama asla eleştiri kabul etmedikleri gibi böyle ufak bir eleştiri gördüklerinde de hemen geriliyorlar. Kitaba adını veren Keraban Ağa ise açık olmak gerekirse inatçı ve dar kafalı denilen bir tütün tüccarı. Peki ya Tophane’den Üsküdar’a geçerken yeni çıkan vergiyi ödememek için bu adamın Karadeniz seyahatine çıkmasını nasıl buluyorsunuz? Tamam cimriliğin de bir ölçüsü vardır ama bu da nedir yani. Ama güzel macera oldu. Kısıtlı sürede bir yere yetişme çabasını o dönem için takdir ettim ama günümüzde her gün hem de her gün işe yetişme telaşı yaşayan biz metropol insanları için bu artık şaşırtıcı değil. Aksine işlere hızlı ve sorunsuz ulaşmak günlük olarak neredeyse hepimizi daha çok şaşkınlığa
İnatçı KerabanJules Verne · Alfa Yayınları · 2017571 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayata dair
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:00
Yazar hayatı sorgularken hepimizin temel gündemi olan konulara dair söyleyeceklerini çok özel yazarlardan,düşünürlerden veciz alıntılar yaparak açıyor,derliyor,topluyor ve bize de üzerinde pek çok kere düşüneceğimiz denemelerle güzel bir sohbet ve tat bırakıyor. Sarısakal'ın diğer kitaplarını da okuyacağım.
DairRamazan Sarısakal · Okur Kitaplığı · 20238 okunma
Puan vermedi·%53 (95/176 syf.)··
30 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 20:17
Faydalı ama fazla iddialı bir söylem. Bir arkadaşım bana dedi ki, hocam tam sana göre bir çalışma var, ben faydalanamadım ama senin faydalanacağını biliyorum. Önce anlam veremedim ama okudukça ne demek istediğini anladım. Ben tefsir ya daha hadis çalışırken de bir kere kelimenin kökünü bulmadan ve eğer o kelime Türkçede kullanılıyorsa onu da söylemeden geçmiyordum ders çalışırken. Çoğu zaman arkadaşlara bu kelimeyi biliyoruz dediğim zaman şaşırıyorlardı, tabi ki şudur diyene kadar. Hoş çoğu uzun zaman yok duymadık demeleri çoğunluktaydı çünkü yine Allah razı olsun diyeceğim benim Risale i nur gibi bir gerçeğim var. Bu çalışma işte o minvalde bir şey. Türkçe dediği eski Türkçede kullanılan zaten Arapça köklü kelimeler ya da çok kişinin günlük hayatta kullanmadığı kelimeler. Bu bir eksiklik ya da değil. Fazla iddialı ama yanlış değil. Şu kadarını söyleyim ki ben örnekleri çok yavan buldum. Aklıma bu köklerle ilgili tonla Türkçe kelime geldi. Bazı yerleri fazla zorlama buldum, çok daha kolay kelimeler var günlük hayatta, ama olabilir, Arapçaya hakim olsa insan Türkçeye hakim olmayabilir. Türkçe'ye hakimdir, Arapçaya hakim olmayabilir, dil böyle bir şey. O yüzden yorumum bu oldu. Doğru ama iddialı. Benim için hiç katma değeri olmadı demeyeceğim ama bu benim zaten normal tarzımdı. Bu kadarını kitaptan alırsın gerisini tamamlarsın. İyidir. Daha fazla yazabilirim ama yazmak istemiyorum çok sıkılıyorum. İçimde bir his; bir yerlerde duymak istemediğin bir şeyler yaşanıyor. Böyle bir sıkıntı. Hayrolsun.
Edebiyat
Kur’an’ın Merkezindeki Türkçe KelimelerFatma Serap Karamollaoğlu · Albaraka Yayınları · 20243 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 4140. kitabı
Bazı kitaplar sadece bir hikâye anlatmaz; insanın içine yerleşir. Gazze'nin Son Kitapçısı da benim için tam olarak öyle bir kitaptı. Sayfalarını çevirdikçe kendimi yıkılmış binaların, toz bulutlarının ve bitmek bilmeyen bir bekleyişin ortasında hissettim. Ama en çok da savaşın, sadece şehirleri değil; insanların anılarını, alışkanlıklarını, umutlarını ve geleceğe dair kurdukları en küçük hayalleri bile nasıl paramparça ettiğini düşündüm. Hikâyenin merkezindeki Nebil karakteri beni en çok etkileyen isim oldu. Etrafındaki dünya yavaş yavaş yok olurken onun kitaplardan vazgeçmemesi, sayfalara gösterdiği özen ve kelimelere duyduğu saygı bana çok dokundu. Kitapçı dükkânı, dört duvardan ibaret bir yer değil; hafızanın, kültürün ve direncin saklandığı küçük bir sığınaktı. O raflarda yalnızca kitaplar değil, bir halkın geçmişi ve kimliği de korunuyordu. Fransız fotoğrafçı Jullien ile Nebil arasındaki diyaloglar kitabın en sevdiğim bölümleriydi. Nebil'in "Bir fotoğraf bir insanı yalnızca bir anın içinde yakalar, peki ya o insanın yaşamı?" sözü uzun süre aklımdan çıkmadı. Çünkü gerçekten de çoğu zaman ekranlarda yalnızca birkaç saniyelik görüntüler görüyoruz. O görüntülerin arkasında ise yıllar, aileler, anılar, kayıplar ve anlatılmayı bekleyen koskoca hayatlar var. Nebil'in "Benim hikâyemi dinlemeye ne dersiniz?" sorusu ise bana göre yalnızca Jullien'e değil, bütün dünyaya yöneltilmiş güçlü bir çağrıydı. Kitap boyunca savaşın bütün ağırlığı hissediliyor ama yazar bunu umutsuzluğu büyüterek değil, insanlığın küçük ama değerli ayrıntılarıyla anlatıyor. Enkazın arasında paylaşılan bir bardak çay, Mahmud Derviş'in dizeleri, kitaplara duyulan sevgi... Bazen insanı ayakta tutan şeylerin ne kadar küçük ama ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha fark ettim. En sevdiğim cümlelerden
Gazze'nin Son KitapçısıRachid Benzine · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025203 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:42
“Ramazan gelir, insanı dönüştürür ve gitmek üzere uğurlar. Ama her dönüşünde, biraz daha olgunlaşmış, biraz daha derinleşmiş müminler bulmak ister.” Hangi mevsim derseniz rahmetin, dostluğun, iyiliğin, cömertliğin ve dahasının olduğu bir mevsim. Kitap içerik olarak; Ramazan nedir, bize ne katar, bizden neyi alır, nasıl bir insan olmamız gerekir bu soruların cevaplarını sade ama derin bir üslupla biz okurlara sunuyor. Sevgili @_birvaize akıcı bir dille sanki camide sohbet eden bir hocayı dinliyormuş gibi samimi ve içten bir anlatımı var. Geçmişle bugünü dengeleyerek Ramazan’ı nasıl yaşamamız gerektiğine dair güçlü bir yol gösteriyor. Üstelik bunu üstten bir dille değil; yargılamadan, incitmeden, hepimize dönük zarif ikazlarla yapıyor. Bu güzel eser unuttuklarımızı hatırlatan, bildiklerimize yeni anlamlar katan küçük ama etkili notlarla dolu. Ramazan orucunun sadece midede değil, ruhun derinlinlerinde nasıl bir inkılap yapması gerektiğine dair bir anlatım var. Benim en beğendiğim kısım “helalin fazlası ruhu hantallaştırır” “harama dur demek kadar, helale de dur demek” tespiti oldu. Modern dünyanın tüketim alışkanlıklarına karşı sık sık kendime hatırlatmak istediğim cümleler yer alıyor. Ramazan öncesinde okuyup unuttuklarımızı tazelemek ve manevi baharı güzel karşılamak için harika bir eser. Ramazan temalı olan bir oturuşta oturup bitirebileceğini kısa ve öz olan bu güzel eseri Betül haskalaycı temin edebilirsiniz. Mutlaka okuyun, okutun
Dünyayı Azaltmanın MevsimiFatma Bayram · Ketebe Yayınevi · 2026112 okunma