marie sklodowska

Puan vermedi·176 syf.·
2021 3. kitabı
Bu pandemi döneminde hepimiz daha çok eve kapandık, daha çok yedik, daha az hareket ettik. Ben de herkes gibi sürekli market ürünleri, hamur işleri, cips, kola gibi şeylerle beslenince ve bütün gün hareket etmeyince vücudum isyan etmeye başladı. Kendimi neredeyse hiçbir iş yapmamama rağmen çok yorgun hissetmeye başladım ve bu konu hakkında araştırmalar yaparken kitabın yazarının videolarına denk geldim, ilgimi çekti. Kitabını görünce isminden dolayı biraz önyargılıydım, çok şey vaat eden ama içi bomboş kişisel gelişim kitaplarına benziyordu. Fakat içeriğine bakınca almaya karar verdim. Size biraz kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitabın çoğunu anlatmamaya çalışacağım fakat paylaşmak istediğim şeyler de var, muhtemelen siz de farkındasınızdır ama benim gibi yeni yeni öğrenenlerin de olduğuna eminim. DÜNDEN BUGÜNE BESLENMEMİZ Modern insanın tarihine yaklaşık iki yüz bin yıldır var diyebiliriz. Bu tarihin yüzde doksan beşinde avcı-toplayıcı şekilde yaşam sürdük. Erkekler ava çıkıyor, kadınlar da çevredeki meyve sebze, ot, çekirdek vs. besinleri topluyordu(Genel kanı). Bu yaşam tarzında her zaman yiyecek bulmak mümkün olmuyor ve bolluk-kıtlık, açlık-tokluk dönemleri oluyordu. Bir av bulunduğunda bir daha ne zaman bulunacağı belli olmadığından hemen yenirdi. Vücutlarımız da bu beslenme şekline adaptasyon göstermişti. Son on bin yılda ilkel tarıma geçildi. Tarım devrimiyle birlikte son yüz elli yıldır da başta tahıllar olmak üzere gıda üretiminde müthiş bir artış oldu, gıdaya ulaşım kolaylaştı e ucuzlaştı. Toplumların beslenme alışkanlıkları da çok değişti. Bin sekiz yüzlerde başlayan Sanayi Devrimi ile tarımda makineleşme başladı ve başta tahıl olmak üzere tarımsal üretimde bir patlama yaşandı. Buna Yeşil Devrim (The Green Revolution) dendi ve Yeşil Devrim dünyanın
30 Günde 10 YılYavuz Yörükoğlu · Hayy Kitap · 20221,559 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·220 syf.·
2020 49. kitabı
90'ların sonunda doğmuş biri olarak; kitabın geçtiği yer olan Batman'a kilometrelerce uzakta oturan biri olarak; 90'lı yılların, ülkenin belki de en "cümbüşlü" yıllarının çok uzağında biri olarak okudum bu kitabı. O yılları yaşayan, hele de oralarda yaşayanlara daha da değişik hisler hissettirecektir bu kitap. Fakat bende de çok güçlü bir etki bıraktı. En çok hissettiğim duyguysa hüzündü. Bence kitabın geneline sirayet etmiş bu hüzün. Önce Batman'daki genç kızların birer birer intihar etmelerine üzüldüm. Teknolojinin girmediği bir yerde, geneli eğitimsiz olan kızların organize olmuşçasına hayata veda etmelerine şaşırdım. Sonra şehrin genel havası üzerine düşündüm. Herkes tedirgin, dükkanlar bir kapalı bir açık. İnsanların yemek yiyecek parası yok. Her an öldürülebilirim kaygısıyla gençlikleri çürüyor. En çok da o yılları etkisi altına almış Hizbullah terör örgütünü düşündüm. Domuz bağı denilen yöntemi, hücre evlerinin altına gömülen cesetleri, evlatlarının kemiklerine bakarak onları tanımaya çalışan anne babaları, fail-i meçhul cinayetleri, ülkenin kaybolmuş yıllarını... Bir de yazarı düşündüm ki kendisi on beş yaşında tutuklanarak on yıl hapis yatmış. Bunu öğrenince kitabın iç acıtan yanının bir de bundan kaynaklandığını anladım. Kendisi de bizzat Batman'da doğmuş ve o yıllarda yaşamış. Dolayısıyla bize o çaresizliği, hüznü, korkuyu, belirsizliği çok iyi hissettirmiş. Kitabı okurken adeta Batman'da; gri, sisli bir havada, o belirsizlik ve güvensizlik ortamında kenarda bir kaldırımda yürüyorsunuz. Veya kitaptaki karakterlerden birinin evinde, çektiği acıyla siz de boğuşuyorsunuz. Bir de sadece bireysel değil de toplumsal, ülkeyi etkisi altına alan acılar olunca daha da etkileniyorsunuz. Bir sayfada kendini iple asan on beş yaşında gencecik bir kız oluyorsunuz, bir
Mevsim YasMehtap Ceyran · Everest Yayınları · 20191,743 okunma
HİÇ GENELEVE GİTTİNİZ Mİ?
10/10
·204 syf.·
2020 33. kitabı
Hiç hayat kadınlarıyla empati yaptınız mı? Onların “çalışma” koşullarından haberiniz var mı, haberimiz var mı? Onlara iş verir miyiz, onlarla evlenir miyiz? Herkesin cevabı koca bir “hayır” olur. Fakat onların orada olmalarının sebebi biziz. Bedenini satan kadınların, tacize tecavüze uğramış çocukların acılarında bizim sorumsuzluğumuz, umursamazlığımız, empati yoksunluğumuz yatıyor. Çok azı hariç hiçbir hayat kadını bu yaşamı kendi seçmiyor. Onlar da genellikle çocuğu için, onların aç kalmaması için bu “kolay” yolu tercih ediyor. Çoğunun geçmişinde taciz, tecavüz, şiddet, aile içi şiddet, ensest, aileden dışlanma yer alıyor. Çoğunu babası, annesi, amcası, abisi, kocası, sevgilisi satıyor; onlardan geçiniyor. Yeryüzünün en berbat “mesleği”, vergi rekortmeninin bir dönem Manukyan adlı genelev işletmecisinin olduğu düşünülürse ortada büyük miktarların döndüğünü söylemek hiç de zor olmuyor. “ Başta aile, ardından çevre, toplum ve devlet nezdinde damgalanan bu kadınlar, hem dışlanıyor hem de yeri geldiğinde "sen orospu değil miydin" diye geçmişleriyle kabul edilmiyorlardı. Yeni bir sayfa açmak, cezaevinden çıkan eski bir mahkum için bir zorluksa, hayat kadını için en az üç katı zorluk demekti.” (syf 129) Her gün aşağıladığımız, ismini en aşağılayıcı küfürlerde gezdirdiğimiz insanlara gel o işi bırak diyoruz. Oradan zar zor çıkabildiklerinde ise geçmişiyle dövüyoruz onları. Bu bizim toplumca ikiyüzlülüğümüz. Onlara sövmeyi biliyoruz, ama onlardan vergi almayı unutmuyoruz. Her kağıdında kendi eti, acısı olan kadınların paralarını onlara bırakmıyoruz, fakat o “haram” paraları gönlümüzce yiyoruz. Kurban keserek genelev açıyoruz. Sabah bayram namazına, ardından geneleve gidiyoruz. Genelevleri en çok dini bayramlarda ve asker sevkiyatının olduğu günlerde dolduruyoruz. Vatan
Hayatsız Kadın AyşeAlper Uruş · Kibele Yayınları · 2019159 okunma
EMPATİ, IRKÇILIK, TİKSİNTİ, KAN, ENSEST, AİLE, DİN, BEBEKLİK, YANİ İNSAN!
10/10
·286 syf.·
2020 31. kitabı
Paul Bloom kitaptaki deneyleri eşi ve aynı zamanda meslektaşı olan Yale Üniversitesi Çocuk Bilişsel Kavrama Merkezi başkanı Karen Wynn ile gerçekleştirmiş. (Hatta kitapta teşekkür bölümünde yer alıyor.) İşte o deneylerden bazıları: Ahlakın Temeli ve Evrimsel Kökenleri youtu.be/5NUGhAo2jYA ------------------------------------------------------------------------- İnsanız, belirli kalıplarla dünyaya geliyoruz. Küçükken adeta bir sünger gibiyiz, duyduğumuz, gördüğümüz her şeyi kendimiz de uyguluyoruz. Ahlak da bundan nasiplenen en büyük kavramlardan biri. Öyleyse biz doğduğumuzda ahlakımız ne seviyede oluyor? Kitap yedi bölümden oluşuyor ve bölümlerde belirli kavramlara/sorulara deneyler, hipotezler ve teoriler aracılığıyla cevap veriliyor. Kitap genel olarak ahlak kavramının bebeklerde olup olmadığı ve doğuştan mı ahlaklıyız yoksa içinde doğduğumuz toplum mu bizi ahlaklı yapıyor, şuan sahip olduğumuz ahlak nereden geliyor, kökeni neler gibi sorulara cevap arıyor. İnsan hakkında, özellikle de duygularımız hakkında hala sınırlı bilgiye sahibiz fakat çok önemli aşamalar kat etmiş bulunuyoruz. Bazı ahlaki özelliklerimiz milyonlarca yıllık atalarımızdan geliyor. Örneğin soyumuzu devam ettirebilmek için, tehlikeden kaçmak için öldürmemeyi öğrenmişiz, buna programlı olarak dünyaya geliyoruz. Fakat bazı özelliklerimizi tamamen doğduğumuz coğrafyadan alıyoruz ve kimi zaman – hatta çoğu zaman – bunu evrensel ahlak yasası sanıyoruz. Bu yüzden Herodot 2500 yıl önce yazdığı Tarih adlı eserinde bile “istisnasız herkes kendi yerel adetlerinin ve mensup olduğu dinin diğerlerinden üstün olduğuna inanır.” diyor. --------------------------------------------------------------------- 2. bölümde empati kavramı üzerinde duruluyor. Bu alanla ilgilenenlerin de bildiği üzere ayna
Bilim
Bebeklerin Ahlaki YaşamıPaul Bloom · Verita Yayıncılık · 2015112 okunma
7/10
·420 syf.·
2020 25. kitabı
Gemiler eski balık için olanı kaçak kim ki lan, o da işin yalanı Nereye kaçarsan kaç, felek bulur kaçanı Kitlidir ambarlar sanki insan kapanı Oysa sahiller öyle yakındır, uzatsan değerdi ayağın bir gemi batıyor cani sulara Kilitler var kapıları kapatır Sınırlar var insanları kuşatır Köleler var, kilitleri üretir İşte o kilit boğdu kaçakları Çünkü kaptanlar korkar isyandan Fırtınalardan bile fazla Çocuklar sarıldı cani sulara Çünkü kaptan korkar isyandan Fırtınalardan bile fazla.. Bir gemi batıyor cani sulara Yalanı bol,kilidi bol dünyanın Çilesi bol, kapısı bol gemisi Alçak kaptan sırra kadem o anda Keşke anlattıklarım yalan olsa... İşimiz var gücümüz var, Saçma sapan derdimiz var Sözüm ona tanrımız var.. merhamet yok
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma