rezervuarkedisi

rezervuarkedisi
@rezervuarkedisi
Blogger, oyuncu, dövmeci, kamera önü/yanı/arkası öğrencisi, müstakbel seslendirme sanatçısı, sanatla hayatta kalan ve kedi.
Bilim çağının tiyatrosu, diyalektiği hoşlanılır bir duruma dönüştürecektir çünkü bütün sanatlar, en üstün sanat olan yaşama sanatına hizmet ederler.
Sanat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"İnsanın sevdiğine sahip olma tutkusu aşkın kendisinden ağır basmaya başladığı an, bu aşk değildir artık. Aşk yaşamdan güçlü olamaz, özgürlükten yoksun olarak da varlığını sürdüremez. Aşkın totalitarizmi, kıskançlıkta da kendini gösterir. Aşk kavramımız totaliter olmasaydı, aşk ile kıskançlığın aynı kişide varlığını yan yana sürdürmesi olanaksız olurdu. 'Kıskançlık sürekli bir ilişkinin besinidir,' diyor Proust. Ama neler pahasına? Beraber olduğumuz insanlar için sorunlar yaratıyor, duygu ve düşüncelerimizi onlara açıkça ifade etmiyoruz. Birbirimizle sarmaş dolaş olma uğruna ne diller dökülür, ne yalanlar söylenir. Bu, aşksız seks olamayacağı anlamına gelmez. Bazen aşksız sevişmelerde de birbirine yakınlık hissedebilir insan. Her ilişkiyi, aşk diline, aşk paradigmasına sokmak gerekmez. Bunu yaptığımız an, paylaştığımız o mahremiyetin güzelliği, kendiliğindenliği, insaniliği, 'aşk' ın olmadığı bir kalıba zorla sokulmasıyla bozulmuş olur."
Aşk
Homo sapiens bütün hayat hiyerarşisinin doruğunda yer aldığı gibi, türümüzün içinde de ayrı bir hiyerarşi var. Fiziksel engelli dediğimiz insanların, örneğin körlerin, sağırların, kimi organları eksik olanların, daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine dayanıyor bu hiyerarşi. Eksik belki ama aşağı değil. İnsancıl bilimsel çabalarımızla, doğmalarını engelleyememiş olsak bile onları elden geldiğince kusursuz kılmaya çabalıyoruz. Kurtarmaya çalışıyoruz onları. Bu insanların fiziki özelliklerine yapıştırdığımız değer sistemi, bizim üstünlüğümüzü, onların ise aşağı bir düzeyde yer aldığını gösteriyor. Onlar da kendilerini bizden aşağıda görüyorlar. Fiziksel farklılıklarından dolayı, psikologların aşağılık kompleksi dediği komplekslere kapılıyorlar. Bütün bunlar saçmalık. Bir değer sisteminin totaliterce empoze edilmesinden başka bir şey değil. Evet, belirli bir duyu ya da organdan yoksun oldukları doğru, ama bir organdaki eksikliklerini başka organlarla giderdikleri de aynı derecede doğru. Engelli ya da sakat diye adlandırdığımız bu insanların, diğer duyularıyla bizim belki de hayal bile edemeyeceğimiz kadar özel ve olağanüstü bir ilişki geliştirdiklerine şüphe yok. Ne var ki, kusursuz insanın en yüce sayıldığı totaliter değer sistemimizle, onları da bizim gibi olmaya teşvik ediyoruz. Beş duyumuzun belirli bir biçimde yan yana getirilmesine dayanan yetenek ve becerilerimizi taklit etmeye özendiriyoruz onları. Onları kendi kalıbımıza sokmaya çalışmamız, onların da bizim gibi olmaya çalışmaları, ezenle ezilen, sömürenle sömürülen şeklindeki totaliter yapıyı bir kat daha pekiştirmiş oluyor ki toplumdaki psikolojik güç de fiziki güç de bu yapıya dayanarak dağıtılıyor. Fiziksel engelli diye adlandırdığımız kişiler, insanı sınıflandırmaya ve kategorilere ayırmaya dayanan böyle bir
İnsan
"Kendimizi gelişmenin doruğunda gördüğümüzden, gerçekliği öteki yaşam biçimleri aracılığıyla anlama yönünde hiçbir çaba harcamıyoruz. Bu yaşam biçimlerini incelememizin tek nedeni, kendimizi daha iyi anlamaktır belki de. Sırf homo sapiens'in çıkarlarına hizmet için hayvanlar üzerinde deneyler yürütüyoruz, onları kesip biçiyor, etik olmayan (birbirimize yapsak etik olmayacak) bir yığın şey yapıyoruz. Kurbağaları algılamak ve duyumsamak, yani onların dünyasına girmek, evreni teleskopla incelemekten daha az öğretici bir deney olmasa gerek. Yaşamı daha bütünsel bir biçimde algılamak, evreni diğer bütün varlıklar aracılığıyla görmekle, işitmekle, dokunmakla mümkündür ancak. Ne var ki homo sapiens'in amacı, yaşamdan daha zengin bir anlam çıkarmak, onu daha yoğun algılamak değil, kendi çıkarlarını kollamak ve yaşama hükmetmek olmuştur. Yalnızca birbirimize hükmetmeye çalışmakla kalmıyor, hep birlikte bütün diğer yaşam biçimlerini de hükmümüz altına alıyoruz."
İnsan
Örneğin, bir güzellik yarışmasına katılmamayı ya da onu hiçbir şekilde desteklememeyi seçmek, erkek egemenliğini tehlikeye sokar. Erkek egemenliği -sömürüsü- öylesine açıktır ki, yarışmanın adı bile “kadınlar arası güzellik yarışması” değil, “sadece “güzellik yarışması”dır. Düzenlenen her güzellik yarışması ve seçilen her “kraliçe”, kadının toplumdaki ikincil rolünü ve güzelliği hiyerarşik, sayısal bir yöntemle ölçme zihniyetini güçlendirir. Güzellik yarışmalarının ortadan kalkması yalnızca sömürünün bir yüzünü sona erdirmekle kalmaz, “güzelliği” standart totaliter bir ölçüm konusu olmaktan da kurtarır.
İnsan ve Toplum