Rostov önünde değişen gölgelere bakarak düşunüv "Kim bunlar? Neden buradalar? Ne istiyorlar? Bütün b lar ne zaman bitecek?" Elinin acısı giderek artıyordu. Karşı konulmaz bir uyku bastırıyor, gözlerinin önünde kırmızı daireler uçuşuyor; bu seslerin, bu yüzlerin uyandırd ve yalnızlık duygusu çektiği acıyla kaynaşıyordu. İşte onlar işte o yaralı ve sağlam askerler, işte onlar onu eziyor, ne çullanıyor, damarlarını tersyüz ediyor, kırık kolundakiBagration yor pa sinirden Prensa sizlig bo sina gond insanlar pedilmis
erini duzgin Prens And mekselam aryanın yap manca dire masada ve m mamış men in arkasında ve ardman
omzundaki etleri yakıyordu. Onlardan kurtulmak için göz-erini kapattı.
kısa aralıkta, rüyasında sayılamayacak kadar çok şey gördü: Bir dakika kendinden geçti ama kendini unuttuğu bu Annesini ve onun büyük beyaz elini gördü, Sonya'nın ince, küçük omuzlarını, Nataşa'nın gözlerini ve gülüşünü, sesiyle, hyıklarıyla Denisov'u, Telyanin'i, Telyanin ve Bogdanıç'la rüm yaşadıklarını gördü. Bütün bu yaşadıkları tiz sesli as-kerle aynıydı; bütün o yaşadıkları ve asker bir olmuş, ona eziyet ederek, insafsızca tutuyor, eziyor ve kolundan tutup bir yerlere sürüklüyorlardı. Onlardan kurtulmaya çalıştı ama omzundaki ellerini birazcık olsun, bir anlığına bile gev-şetmediler. Böyle çekiştirmeseler omzu acımayacaktı, iyileşe-cekti, ama ellerinden kurtulmak olanaksızdı.
Gözlerini açtı ve yukarıya baktı. Gecenin kara örtüsü kö-mür ateşinin bir arşın üzerinde asılıydı. Bu aydınlığın içinde kuçuk kar taneleri uçuşuyordu. Tuşin dönmemişti, doktor gelmemişti. Tek başınaydı, sadece ateşin diğer tarafına üstü Tusuplak bir askercik oturmuş, sarı, zayıf vücudunu ısıtıyordu.
Rostov, "Ben kimseye gerekli değilim!" diye düşündü, "kimse bana yardım etmiyor, kimse bana acımıyor. Oysa