Sabahın ilk ışıkları perde aralarından sızarken oda yavaşça aydınlanıyordu. “Günaydın sevgilim…” dedi, başını göğsümden kaldırırken. Yeşil gözleri öyle derin, öyle canlıydı ki… sanki güneş bile onun yanında soluk kalıyordu. O an anladım; benim günüm onun bakışıyla başlıyordu. O sabah biraz kırılgandı. Yorgun, hasta gibi… ama o hali bile insanın içini titreten bir güzelliğe dönüşüyordu. Vişne çürüğü ojelerini ben sürdüm, parmaklarını tutarken içimde tuhaf bir sahiplenme hissi vardı. Dudağıma bıraktığı kısa öpücük, gün boyu aklımdan çıkmayan bir iz gibi kaldı. Akşam geri döndüğümde içimde kontrol edemediğim bir heyecan vardı. Elimde çiçeklerle kapıda belirdiğimde gözleri bir an parladı. Bana doğru koşup boynuma sarıldı, ayaklarını belime doladı; sanki bütün dünya o an kapanmıştı. Teninin sıcaklığı üzerime sinerken, zaman tamamen anlamını kaybetmişti. Çiçekleri vazoya koydu. Sonra elime bir kadeh şarap verdi. Bakışları kadehten daha ağırdı… daha sarhoş edici. Her bakışı, üzerimde dolaşan görünmez bir temas gibiydi. O gece belliydi; Hiçbir şey sıradan kalmayacaktı. Saten gecelik gecenin rengi gibiydi; koyu, derin, neredeyse günahkar bir parlaklıkta. Saçlarını iki yana ayırmış, siyah fiyonkla tutmuştu. Vişne rengi dudakları ve aynı tondaki ojeleriyle bakışı bile bir ritme dönüşmüştü. Kırmızı fiyonklu file çoraplar, siyah topuklular… her detay bir davet gibiydi, açık ve kaçınılmaz. Şarabı içtim ama asıl başımı döndüren şey onun yaklaşmasıydı. Kadehi elimden alıp yavaşça masaya bıraktığında, aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Gece sessizleşti. Sanki dünya bizi izlememek için geri çekilmişti.
Modern bilgelik ve cebimizdeki develer
Güne harika bir enerjiyle başladığımızı hissediyorum. Zihnimizdekileri yazıya dökmek, yeni bir mevzu üzerinde beyin fırtınası yapmak üzere derince bir ironiye ne dersiniz ? İroni ruhun en zarif savunma mekanizmalarından biridir. Hayatın bazen fazla ciddi, bazen de fazla absürt olan yanlarına karşı biraz "tersinden" bakmak hepimize iyi gelir. Özellikle her şeyin mükemmel görünmeye çalıştığı şu çağda; bilimin, sanatın ya da günlük hayatın içindeki o ince tezatları yakalamak tam bir zihin jimnastiği. Meselâ hangi sahada top koşturalım? Akademik hayatın bitmek bilmeyen "ulvî" ciddiyetini mi? Bütün dünyayı ele geçirecekmiş zannına kapılmışların ego oltasına takılmasını mı? Yoksa insan doğasının o muazzam, "plânlı ama her zaman tesadüflere mahkûm" tarafını mı? Topu ayağımda çevirmeyeyim daha fazla, nereden vuralım ince ince? İçimdeki ses diyor ki: "Çok bekleme, hadi vuralım ince ince, lâfı koyalım gediğe, deve cebe girince, eğleniriz keyfince..." Madem "deveyi cebe sığdırdık", o zaman gediğine koyacak birkaç lâf daha ekleyelim. Buyurun bakalım, hayatın içinden birkaç "ince" tezat: Modern Bilgelik ve "Cebimizdeki Develer" Yapay zekâ paradoksu: İnsanoğlu olarak öyle bir zekâ yarattık ki, kuantum fiziğini saniyeler içinde özetliyor ama bir fotoğraftaki "trafik lşmbalarını" seçerken bazen varoluşsal bir krize giriyor. Dünyayı ele geçirmesinden korkuyoruz ama halâ bir "captcha" testinde dizleri titriyor. Sosyal medya minimalistliği: Herkesin profilinde bir "huzur, sükûnet ve minimalizm" vurgusu; ama o huzuru yakalamak için günde sekiz saat ekran kaydıran, "an"ı yaşamak yerine "an"ın fotoğrafını çekmekten anı kaçıran modern zaman meczuplarıyız. Plânlı kaos devrini idrak ediyoruz. Hayatımızı saniyelere bölen takvimler, "verimlilik" aplikasyonları ve stratejik planlarla
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu okuma yolculuğumda peş peşe iki sıra dışı metinle karşılaştım. İlki avangart ve absürt edebiyatın en önemli öncülerinden sayılan Daniil Harms. Harms’ın hayatı da metinleri kadar parçalı ve sarsıcı. Sovyet döneminde yazdıkları “sakıncalı” bulununca yayımlanması engelleniyor, defalarca tutuklanıyor. Yetişkinler için yazdıkları basılmayınca uzun süre çocuk edebiyatına yönelmek zorunda kalıyor; ama o metinlerde bile mantık tersyüz ediliyor, dilin sınırları zorlanıyor. II. Dünya Savaşı sırasında, Leningrad Kuşatması günlerinde kapatıldığı akıl hastanesinde açlık yüzünden hayatını kaybediyor. Harms’ı merak edip araştırınca; bu sarsıntılı yaşamın izlerinin, benzer biçimde trajik bir hayatı olan annesinden mi miras aldığını düşünmeden edemedim. Şardam Sirki bu kısa ve sancılı hayatın edebiyattaki karşılığı gibi geliyor bana. Kapağının da işaret ettiği gibi bütünlüklü bir hikâyeden çok kopuk sahneler, kısa parçalar ve absürt durumlar çıkıyor karşımıza. Gerçeklik sanki sürekli elimizden kayıyor; okurken kendimi sürreal tablolar arasında dolaşıyor gibi hissettim. Kitabın adına yakışır şekilde metinlerin içine sinmiş güçlü bir “oyun” duygusu var — dilin, anlamın ve beklentinin oyunları… Türkçede Eyüp Karakuş çevirisiyle okuyabiliyor olmak da gerçekten büyük bir şans. Sonra İlyaz Bingül’ün metni geliyor… Burada artık olay ya da klasik anlamda bir anlatı aramıyoruz. Sanki bir dil laboratuvarına giriyoruz. Parçalı yapı içinde ilerlerken kelimenin nasıl sese, ritme ve çağrışıma dönüşebileceğini görüyor; dilin ne kadar uç noktalara gidebildiğine tanıklık ediyoruz. Bingül okuru anlam peşinde koşturmak yerine dilin oluş anına çağırıyor sanki. Okurken sık sık Oruç Aruoba’yu, yer yer de Bilge Karasu’yu düşündüm. O parçalı düşünce akışı, yoğunluk ve dil merkezli yazı hissi burada da
Satirist IV (Şiir-Albüm)
Yapay zekâ daha önce kaleme alınmış olan deneme metinleri ve alıntıları, anlamlarından ödün vermeden incelikli bir dille yeniden kurguluyor; kimi zaman bir dizeye dönüştürüyor, kimi zaman duygunun derinliklerine dokunan bir ritme kavuşturuyor. “SATİRİST IV”; insanın düşünceyle, teknolojinin ise estetikle buluştuğu noktada doğan şiirsel bir yolculuğa davet ediyor… Kitabımı Satın Almak İçin; heylink.me/yasinad%C4%B1ya... Yasin Adıyaman İkinci Adam Yayınları Satirist IV
Edebiyat
Tanıdık Adımlar
Adımlarım yeni, ama her taş, her köşe, bir anı fısıldıyor kulağıma, tanıdık bir melodi gibi. Gözlerim keşfederken, kalbim hızla atıyor, bir yerde daha önce durmuşum gibi, hatırlamıyorum ama hissediyorum. Rüzgâr usulca dokunuyor, bir eski dostun elini tutar gibi, yollar açılıyor önümde, hem yabancı hem evim gibi. Her adımda bir heyecan, yeni keşfedilen bir dünya gibi, dudaklarımda gülümseme, gönlümde serin bir bahar sabahı. Zaman duruyor aniden, nefesim hafifliyor, kalbimde bir melodi çalıyor, adımlarım ritme dönüşüyor. Her köşe yeni bir sır, her sokak bir davet, tanıdık ve yabancı, bir keşif, bir başlangıç.
Şiir
Selim Temo-Bilimsel Tezlerim(Gazete Duvar)
“Tavukları pişirmişem Hacıyı da çarşıya göndermişem” şarkısında, “Madam Bovary”den daha şuh bir davet vardır. Bu şarkıdaki ritme bakarak diyebiliriz ki halkımız seksten bahsederken çiftetelli de oynayabilir.
1000Kitap