İki insan arasında, bunlar birbirine sıkı sıkıya bağlı da olsa, hep bir uçurumun açık olduğunu ve bu uçuruma ancak sevginin, o da zaman zaman, bir köprü kurabileceğini daha bilmiyordum.
İnsanlar kendi varoluşlarına ve acılarına, eskiden hiç olmadığı kadar, tek başlarına, zamanın ve evrenin uçsuz bucaksız arenasında bir yer bulmaya çalışıyorlar.
Ölümü tasavvur etme tarzım, aşka dair hayallerimden pek farklı değildi: ölümde bir bitkinlik, tatlı bir hezimet görüyordum. O günden beri, ömrüm boyunca, bu iki saplantı sırayla zihnimi meşgul etmeyi sürdürdü; biri beni diğerinden kurtarıyordu ve hiç bir akıl yürütme beni ikisinden birden kurtaramıyordu.