Stefan Zweig’ın okuduğum ilk biyografisi, yere göğe sığmayacak bir beğenme yarattı benliğimde. Diğer üzücü durum, Zwieg’ın öykülerle bilinmesi, biyografilerin geri plana atılması, sindirilmesi zor bir hadise benim için; hele hele Joseph Fouche: Bir Politikacının Portresi’ni okuduysanız.
Joseph Fouche, 31 Mayıs 1759’da, liman şehri Nantes’ta doğmuş. Tüccar ailesinden gelen bu soğuk benizli, tepesi kelleşmiş çıkarcı adam, manastırda yarı papaz olarak idame ettirir hayatını. Fransa’da devrim patlak verince, Jakobenler (radikalciler, cumhuriyet yanlıları) ve Jirondenler (ılımlılar, XVI. Louis’in, kralın giyotine gidişine engel olmak isteyenler) şeklinde ikiye ayrılırlar. Bundan sonrası, yaşamı boyunca iktidara gelebilmek için, Robespierre, Desmoulins, Danton, Collot, Lafayette ve Napoleon Bonaporte ve XVI. Louis’in kardeşi XVIII. Louis’de didişmeleri... Zweig, onun neredeyse ilişkilide bulunduğu tüm insanlara kazık attığı, iş çevirdiği ve alabileceğini alınca çöp sepetine atış tuttuğunu ileri sürüyor. Fransa’nın Michavelli’si diyebiliriz bir nevi. (Prens kitabının yarattığı iğrençlikleri unutmak mümkün değil.) Siyasi kariyer yapmış şahısların altını pisletmeden oturduğu koltuktan kalkacağının mümkünatının olmadığı da aşikar. Fouche, bu sebeple, Okunması gerekiyor. O’nun hayat hikayesini okurken, Fransız Devrimi ve Napoleon’un dünyaya politikalarıyla verdiği zararları, dünya tarihini anlamınızda şahane bir kaynak. Daha da ileride gidip, bu eserin üniversitelerde, Edebiyat Fakültelerinde “bir biyografi nasıl yazılmalı?” minvalinde okutulmasını öneriyorum. Okumadığınız taktirde çok şey kaybedeceğiniz çalışmalardan. Zehra Kurttekin’in çevirisi çok başarılı.