Kadın-erkek meselesi, cehalet, sosyete yaşayışı, geçim derdi, modalar, tembellik, ihtiraslar, bağnazlık, nostalji… tüm bunlar bizim romanlarda var. Demek ki Türk romanı günlük yaşayışımızla alakadar.
Öyleyse, romanımız neden kifayetsiz, cazibeden mahrum, etkisiz, işlevsizdir?
Realiteyi, ancak ve ancak roman yüzeyinde yansıyan türdeki, mütekamil [gelişkin] hâliyle yakalayamıyoruz da ondan!
“İntikam Anunnaki Savaşları, Sümer mitolojisini ve bilimkurguyu başarılı bir şekilde harmanlayan sürükleyici bir roman. Arkeolog Dr. Elif'in keşfettiği gizemli tabletlerle başlayan hikâye, Anunnakilerin gerçek kimliğini ortaya çıkarırken okuyucuyu ihanet, intikam ve büyük savaşların içine çekiyor. Özellikle insanlığın kaderini değiştirecek sırlar ve beklenmedik olaylar kitabın temposunu sürekli yüksek tutuyor. Mitoloji ve gizem sevenler için oldukça etkileyici bir eser.” �
"Düşünüyorum da, hepimizin hayatı bir roman. Gelecekte ne yaşayacağımızı önceden çok merak etsek de, hayaller kursak da bilemiyoruz. Bilsek nasıl olurdu acaba, aynı filmi tekrar izlemek gibi olmaz mıydı, işin heyecanı da, tadı da kaçmaz mıydı?"