Bazı halklar yalnızca bu servete sahipken, bahtsızlıktan nasıl vazgeçebilirler? Onların tek tükenmez kaynağı hüznün petrolüdür. Ve onu ne kadar çok kazarsan, o kadar daha coşkulu çıktığını biliyorlar. Ulusal kederin hiç tükenmeyen madeni...
En büyük yanılsama ve kendini kandırma, halkların ve vatanların mutluluk aradığı iddiasıdır. Mutluluk sadece imkânsız değil, aynı zamanda dayanılmazdır. Onun uçucu malzemesiyle, o hafif hayaletle, gözlerde biraz acı köpük bırakıp burnunun önünde patlayan o sabun köpüğüyle ne yapacaksın?
Mutluluk mu? Mutluluk, güneşe bırakılan süt, kış sineği ve erken bahar çiğdemleri kadar kısa ömürlüdür. Sırtı denizatınınki kadar kırılgandır. Sırtına atlayıp uzaklara koşturabileceğin bir kısrak değildir. Üzerine kiliseni veya devletini kurabileceğin temel taşı değildir.
Mutluluk tarih kitaplarına girmez; oraya savaşlar, bozgunlar, ihanetler ve herhangi bir arşidükün kanlı katliamı girer. Vakayinamelere ve yıl kayıtlarına da girmez. Mutluluk sadece abece kitapları ve yabancı dil konuşma kılavuzları, üstelik yeni başlayanlarınki içindir. Belki grameri en kolay olduğundan daima şimdiki zamandadır. Sadece orada herkes mutludur; güneş parlıyor, çiçekler mis gibi kokuyor, denize gidiyoruz, geziden geliyoruz, affedersiniz, yakınlarda güzel bir lokanta var mı?..
Mutluluktan kılıç dövülmez; malzeme hassas, kırılgandır. Ondan ne büyük roman, ne şarkı, ne destan olur. Zincire vurulmuş üç sıra köle, kuşatılmış Truva’lar, hainler yoktur orada; tepede kırılmış kılıcı ve çatlamış boynuzuyla kan döken Roland da, ölümcül yaralar içindeki ihtiyar Beowulf da yoktur...
Mutluluğun kutsal sancakları altında ordu toplayamazsın...
Evet, hiçbir ülke bahtsızlığından, gerektiğinde daima el altında olan, geçmişin mahzeninde güzelce yaşlanmış o şaraptan vazgeçmek