Puan vermedi·154 syf.··
2026 48. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 14:11
Bernhard, bu romanda yalnız insanları değil, insanın kendine kurduğu yalanı da acımasızca yargılıyor. Sanat çevreleri, dostluklar, başarı tutkusu, büyük kent, entelektüellik ve toplumsal saygınlık; hepsi birer maske olarak parçalanıyor. İnsanların en büyük trajedisi, başkalarını kandırmaları değil, yıllarca kendi oynadıkları role inanmaları. Dostluklar zamanla nefrete, hayranlık tiksintiye, idealler ise kariyer hesaplarına dönüşüyor. Bernhard'ın öfkesi kişilere değil, sahiciliğini kaybetmiş yaşama yöneliyor. Viyana, yalnızca bir şehir değil; insanın umutlarını öğüten, yeteneği değil uyumu ödüllendiren bir düzenin simgesi. En sarsıcı olan ise anlatıcının sonunda oklarını kendine çevirmesi: Başkalarını küçümserken kendi sahte varlığını fark ediyor ve "gerçek bir hayat hiç yaşamadım" itirafına ulaşıyor. Roman böylece bir başkalarını suçlama metni olmaktan çıkıp, insanın kendisiyle hesaplaşmasının en sert örneklerinden birine dönüşüyor. "Olmak istediğimiz şeyi kendimiz olamazsak, onu başkalarından yaratmaya çalışırız; sonunda da yarattığımız şey tarafından yıkılırız." Bernhard'ın öfkesi aslında nefretten çok, sahicilik arayışının umutsuzluğu. Bu yüzden 'Odun Kesmek' yalnızca bir toplum taşlaması değil; insanın kendine bile yabancılaşmasının romanı. Keyifli okumalar...
Duygu ve Düşünce
Odun KesmekThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2018411 okunma
10/10
·200 syf.·
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Tanrıların Tahtında Bugüne kadar bir kez dağcılık ile ilgili kitap okumuştum yıllar evvel Nasuh Mahruki 'nin Kendi Everest'inize Tırmanın isimli , o kitap kişisel gelişim türündeydi ama yazan kişi dağcıydı. Şimdi ise yıllar sonra Everst'te geçen bir roman okuyorum Gülsel Ceren Güneş imzalı. Dağcılığın Deniz ile bir tutku olduğunu düşündürüp aynı zamanda Tomris ile birlikte de ne kadar boş bir hobi olduğunu düşündürüyor yazar. Kadın kalbi ile erkek aklı bir işlemiyor her zaman. Tomris Everest'in zirvesine yakın bir buzluk alanda kalan kocasının cesedini alıp indirmek için kaybından 5 yıl sonra bölgeye gidiyor. Okurken tanrıların varlığını hissedip , dev kar tarlalarına , sonra insanı içine çeken masmavi buzullara dalıyor insan. Sayfalar ilerlerken hem Deniz'in defterine aldığı notlar hem de Tomris 'in geçmişe dönük travmaları , sürekli iç hesaplaşmalar yaşamaları romana katmanlı bir anlatım ekliyor. Bir de bölgenin acı ve gerçek yüzü olan Şerpa'lar var. Hayatları ölüme çıkan yolları sırtında başka insanların yükü ile tırmananlar. Ülkelerin bu rotaya daha özenli davranması gerekiyor. Gerçekten bir gün küresel ısınma ile insanların tepesine boş oksijen tüplerinin, kırık çadır parçalarının çığ gibi aktığını görmek imkansız hissettirmiyor. Bu kitapla birlikte K2 neymiş , duraklara verilen isimler nelermiş derken kitapta da ismi geçen artık yön belirleten dağcılar Uyuyan Güzel ve Yeşil Botları tanıdım. Hatta geçen bir haberde 30 yıl sonra Yeşil Botları indirmek için bir ekip hazırlandığını okudum. Kim bilir o da belki bir Tomi'nin Deni'sidir. Bu sıcak günlerde buzulların arasında , eksi derecelerde tırmanışa hazırsanız mutlaka okuyun. Kitapları Kurtaran Kedi Tanrıların Tahtında Gülsel Ceren Güneş
Tanrıların TahtındaGülsel Ceren Güneş · Toros Yayınları · 20264 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yanık Buğdaylar
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:17
Yanık Buğdaylar, modern hayatın karmaşasından, hızından ve yabancılaşmasından yorulan okurlar için adeta bir sığınak niteliğindedir. Kaybedilen değerleri, komşuluk ilişkilerini, dürüstlüğü ve en önemlisi ümidi yeniden hatırlatır. ​Eğer kütüphanenizde hem kalbe dokunan, hem de insana kendi iç dünyasını sorgulatan yerli ve milli motiflerle bezeli bir eser arıyorsanız, bu romana mutlaka şans vermelisiniz.
Yanık BuğdaylarAhmed Günbay Yıldız · Timaş Yayınları · 20254,429 okunma
7/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:13
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne ile şimdi de 1883 yılına uzanıyor, Ramazan ayını geçiren bir İstanbul’a konuk oluyor, tarih kitaplarında karşılaşmayacağımız türden betimleme ve tasvirlerle de zenginleştirilmiş bir maceraya atılıyoruz. Öncelikle 2. Mahmut dönemine uzandığımızı söyleyebileceğimiz bu romanda tam bir kuzey turu yaptığımızı da özellikle belirtmek isterim. Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’a geldikten sonra Trakya, Balkanlar ve Karadeniz Sahilleri ile zenginleşen bir yolculuk mekanları bizimle oluyor. Bunda yazarın zamanında yat alıp Avrupa turu yapmasının da anlatımına elbet etkisi vardır ama onun anlatım ve görüş gücünü düşündüğümüzde, hiç var olmayan ve kitaplarından yıllar sonra bulunan icatları da göz önüne aldığımızda anlatımlarında bir aksama veya yanlışlık bulmak da kolay değil. Gerçi doğru veya yanlış kıyaslaması yapabileceğimiz 150-200 yaşında yaşayan bir eski Osmanlı bulmak da imkansız olduğuna göre buna da çok takılmamak lazım. Ancak kitabın bir ‘Tenkit’ yani ‘Eleştiri’ niteliği taşıdığını da belirtelim. Çünkü bazı insanlar asla ama asla eleştiri kabul etmedikleri gibi böyle ufak bir eleştiri gördüklerinde de hemen geriliyorlar. Kitaba adını veren Keraban Ağa ise açık olmak gerekirse inatçı ve dar kafalı denilen bir tütün tüccarı. Peki ya Tophane’den Üsküdar’a geçerken yeni çıkan vergiyi ödememek için bu adamın Karadeniz seyahatine çıkmasını nasıl buluyorsunuz? Tamam cimriliğin de bir ölçüsü vardır ama bu da nedir yani. Ama güzel macera oldu. Kısıtlı sürede bir yere yetişme çabasını o dönem için takdir ettim ama günümüzde her gün hem de her gün işe yetişme telaşı yaşayan biz metropol insanları için bu artık şaşırtıcı değil. Aksine işlere hızlı ve sorunsuz ulaşmak günlük olarak neredeyse hepimizi daha çok şaşkınlığa
İnatçı KerabanJules Verne · Alfa Yayınları · 2017571 okunma
8/10
·272 syf.··
2026 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:01
Alex Schulman, Malma İstasyonu’nda hayran kaldığım o döngüsel ve melankolik tarzını 17 Haziran’da da sürdürüyor. Kitap, tüm hikayeyi derin bir sözün etrafında şekillendiriyor; hayatı o söze göre anlatıp, o can alıcı lafı en sonunda karşımıza çıkarıyor. Taşların yerine oturduğu ve adını romana veren "17 Haziran" bölümü ise kitabın kesinlikle en vurucu, en sarsıcı yeri. Genel olarak çok başarılı ve etkileyici bir yüzleşme hikayesi olsa da benim favorim hâlâ kurgusu ve bıraktığı o derin hisle Malma İstasyonu. Yine de Schulman tarzını sevenlerin kesinlikle şans vermesi gereken bir roman.
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,517 okunma
Kuzu Postuna Bürünmüş Kurt?...
10/10
·456 syf.·
2026 48. kitabı
Kitabın kim tarafından yazıldığını bilmesem, görmesem, bir Agatha Christie veya Stephen King karışığı klasik bir dedektif- polisiye romanı okuduğumu zannederdim. Öncelikle mükemmel ötesi bir beyin egzersizi yaşadığımı belirtmem gerekir. Sanki Labirent: Ölümcül Kaçış'dan bir türlü çıkamıyordum, insanı içine çeken bir konusu var çünkü ve inanın hiç çıkmak istemiyorsunuz. Roman şu şekilde başlıyor; Hafıza kaybı yaşayan bir adam ormanda uyanır ve Anna adında birini çağırır. Kendi adını dahi hatırlamayan kahramanımız önceki hiçbir şeyi hatırlamaz haldedir. Bir malikaneye ulaşır ve oradaki tanıdıkları ona Blackheath Malikanesi'nin sahibi Hardcastle ailesinin verdiği bir partiye katılan Sebastian Bell adında bir doktor olduğunu söylerler. Uyuduktan sonranın sabahı kendini bir uşağın bedeninde bulan ana karakter, artık önceki günün sabahında kendini bulur. Kendisinin gerçek adının Aiden Bishop olduğunu ve Evelyn Hardcastle cinayetini çözmek için sekiz gün boyunca sekiz farklı parti konuğunun, yani "ev sahibinin" bedenine girmesi gerektiğini öğrenir. Eğer sekiz gün içinde bu gizemi çözemezse, süreç yeniden başlayacak ve hafızası silinmiş olarak Sebastian Bell'in bedeninde tekrar uyanacaktır. İşin ilginç yanı, katilin kimliğini ortaya çıkarmak için yarışan iki kişi daha olduğunu ve sadece bir kişinin Blackheath'ten ayrılmasına izin verileceğini de hesaba katmıştır artık. Katilin kim olduğunu son âna kadar karakterle birlikte bulmaya çalıştım ve ne yalan söyleyeyim hiç beklemediğim sonuçla karşılaştım diyebilirim. Hani derler; "Kuzu postuna yatan kurd" misali tamda o katil için söylenebilirdi. Bu sürükleyici ve eğlenceli bir deneyimi bana yaşattığı için öncelikle canım arkadaşım Demet'e çok teşekkür ediyorum. Mükemmel bir deneyimdi benim için. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, pişman olmayacaksınız
Düşünce
Evelyn Hardcastle’ın Yedi ÖlümüStuart Turton · İthaki Yayınları · 20201,493 okunma