Kötülüğün yok olacağını ümit ederek iyimser olmak söz konusu olmadığı gibi, kötülüğün muzaffer olacağını düşünerek karamsar olmak da söz konusu değil. Mesele, iyi ile kötünün devamlı çatıştığı bir dünyada yaşamasını bilmek... Zamanımız, şuuru uyanık tutmak için durmadan mücadele etmeyi gerektiriyor. Önemli olan kötülüğe karşı koymak. Bunun için yaşayan, canlı, gerçek bir "ahlâk"a ihtiyaç var. Somut, harekete geçebilen, günlük hayatın içinde kendisine yer bulan, hem kişinin hem de bütün bir halkın sahip çıkacağı bir ahlâk. Ölçülü olmayı gerektiren, devamlı gayrete dayalı bir ahlâk.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fransız Devrimi kralları öldürür, Hıristiyan olan kral Tanrı'nın yeryüzündeki Mutlak Temsilcisidir, onun yerine Mutlak Akıl geçirilir. Saint-Just'ün Mutlak Fazilet arayışı Terör'le sonuçlanır. Mutlak peşinde koşan Fransa'daki Terör'ü, Rus teroristlerin Mutlak İnkâr'ı izler. Rousseau'nun "tabii fazilet"inin yerini Hegel'in tarih anlayışı alır. Mutlak, tarihin kendisidir.
Rus nihilistlerinin bireysel terorizmiyle (1820-1905), ister faşizmde olduğu gibi akıl dışı, ister Marksizimde olduğu gibi rasyonel olsun, Devlet terorizmi arasındaki fark, cinayetin kişisel olmaktan çıkıp kolektifleşmesidir. İstisnai olan cinayet artık kuraldır. Çağımızın kuralı.
... Ama hürriyet bayrağı altındaki esir kamplarında, insan sevgisi adına veya üstün-insan uğruna işlenen katliamlar, muhakemeyi, bir mânâda, alt üst ediyor. Cinayet suçsuzluk postuna bürününce, bu defa suçsuzluk kendini savunmak zorunda kalıyor. (...)
Gerçekten de abesi oluşturan iki çelişkili unsur var: Biri şuur diğeri anlamı olmayan dünya. Bu iki unsur arasındaki çelişkiyi aşabilmek için yaratıcı bir eylem gerekiyor. Bu yaratıcı eylem "isyan". "Abes, isyan sayesinde aşar kendini". Madem ki dünya abes, bu abes karşısında isyan etmek lazım. "Şuur, isyanla beraber başlar".
Tabii ki, şuuru yaratan isyan değildir. İsyandan önce "değer" vardır. Camus, varoluşçu olmadığını vurgulamaya özen gösterir, ona göre, "öz" "varoluş"tan önce gelmektedir. "Bizde korunması gereken ezeli bir değer, bir 'öz' yoksa, niçin başkaldıracağız?"
Belki isyan, gerçek anlamda değeri yaratmaz ama en azından ortaya çıkarır. İsyan, insanoğlunun haysiyeti. "Köle, bütün köleler adına isyan eder... İsyan ediyorum, demek ki varız". Görülüyor ki isyan, egoist bir hareket değil, çok defa bir fedakârlık.
"İsyan eden insan farkında olmadan bir ahlâk, bir kutsal peşindedir. İsyan, gözleri kapalı bir züht. İsyan eden küfrediyorsa, yeni bir Tanrı bulmak ümidiyledir..."