Âmenna! Fakat yedisinde neyse on yedisinde, hatta yirmi yedisinde, pek o kadar "o" değildir de ancak kırka doğru tekrar yedisindekine benzemeye başlar. Mesela, yedisinde korkak olan çocuğa on yediye doğru bir cesaret gelir, kanı kaynar, ötede beride bazı tehlikeli atılganlıklar yaptığını görürsünüz. Fakat kırktan sonra damarlar katılaşmaya başlayınca eski korkaklık gene deliğinden burnunu gösterir. Yedide cadıdan, elli yedide hırsız veya polisten korkan insanla yirmi yedide karanlık sokaklarda ıslık çalarak dolaşan genç adam arasında -ıslığın sesi biraz titrek de çıksa- herhalde bir fark tanımak lazımdır.
Yedisinde babasının eteği dibinde namaz kılan çocuk, yirmi yedisinde felsefe okurken dinsiz olur, cennet ve cehennemden gülerek bahseder. Fakat elliye doğru hava tekrar dönmeye başlar. Kitap rafında beliren damar ilacı, kuvvet ilacı vesaire şişeleriyle beraber zihninde de birtakım tereddütler, "acaba"lar uyanır. Ara sıra yapılışındaki ustalığı seyre gittiği Süleymaniye Camii'ne, birkaç yıl önce Amerikalı seyyah gibi ayağında terliklerle girdiği hâlde, şimdi kunduralarını eline alarak, çorapla girer ve Allah'a, peygambere karşı tereddütle ve mahcup bir mülâzemet-i âşıkaneye başlar.
Evet, insanın hamur veya çamuru yedide neyse yetmişinde de muhakkak ki odur. Fakat gençlik dediğimiz o mukaddes kavak yelleri çağında, bu mayanın az çok kabardığını ve yirmi yaşındaki delikanlıya çocuk ve ihtiyar insandan çok farklı bir çeşni verdiğini kabul etmek lazımdır.