(...)Ulysses tahlilimizde geçen yaklaşık şöyle bir ifâde gözlerden kaçmamıştır:
“Hakikatte Ulysses’in en önemli başarısı, kendisinden önce hiçbir romanda yapılmamış şekilde, ferdin şuur hayatının tüm yorgunluğunu, kafasından geçen fikirlerin inanılmaz sür’at ve kargaşasını yansıtmasıdır. Bu yoğunluk zamanla ruhî bir nitelik kazanır.”
Bu durum bizde Picasso’nun san'atını tedâî etti. Geçen yıl televizyonda yayınlanan Picasso’nun san'atı üzerine bir belgesel filmde, san'atçının, bir tabloyu nasıl meydana getirdiği anlatılıyordu. Resim san'atından çok anlamam; belki de bu Picasso’nun bütün tabloları için değil, sadece belli başlıları için geçerlidir. Ne var ki, bizzat Picasso’nun rol aldığı bu belgesel film, Ulysses tarzı romanların mahiyetini anlayabilmemiz için mühim ipuçları sunuyor.
Picasso evvela boş bir tuval üzerine muayyen bir sûret çiziyordu. Bu kolay çizimli ilk sûretin, meselâ “beyzî bir daire” diye tanımlanabileceğini seyirci derhal fark ediyordu. Fakat sanatçı, bu beyzî dairede seyircinin görmediği imkânlar görüyor, onu bir iki fırça darbesinde “bir kedi”ye dönüştürüveriyordu. Seyirci tam bu başarıya şaşıracağı sırada, yine birkaç küçük rötuş, o kedi de, yine sadece ressamın onda fark ettiği imkânın elvermesiyle, âniden “ihtiyar bir kadın” oluveriyordu. Bu böyle, rötuşlarla “nihaî sûret”e kadar gidiyor ve her adımda mânâlı bir sûreti geride bırakarak, nihayet, faraza “bir çiçek bahçesi” ortaya çıkıyordu.
__Büyü gibi bir şeydi. Tıpkı bir sihirbazın şapkadan tavşan çıkarması, sonra o tavşanı güvercine dönüştürmesi, sonra o güvercini kâğıt parçaları hâline çevirmesi tarzında, seyirciyi hayretten hayrete sokan bir filmdi. Her adımdaki geçişler, her suretteki yekdiğerine dönüşme istidadı, sanatçı dışında hiç kimse tarafından sırrına erilemeyecek mistik
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.