Cinsel durumlarda utanıp sıkılmaya dair duyduğum en iyi şey şuydu sanırım: Kadınlar şöyle düşünür, "Ah olamaz tuhaf kokuyorum,basenlerim kocaman, geçen hafta sonu biraz güneşlenmem gerekirdi, bir rötüş tıraşı olsam iyi olur." Erkeklerse şöyle düşünür, "Vuhuu!Karşımda çıplak bir kadın var!"
…kurtuluş yoktu; sadece unutuş vardı. Bu da hepimizin beyninde bulunan şu küçük mucizeci silgicikler tarafından sağlanıyordu. Herkes arkasında bir dolap sürükler, her dolabın iskeletleri vardır.Farklı şekillere, mesela babanın kitaplığından düşen belgelere bürünseler bile, er ya da geç bu iskeletler ortaya dökülür.Geçmiş bizim "enstalasyonumuzdur". Amatörce oluşturmuşuzdur belki, ama sanatsal kaygılarımız da olmuştur. Şuraya bir rötuş, buraya bir ekleme, şuraya, hatta buraya bir düzeltme, her yerde rötuş-rötuş. Rötuşlamak en sevdiğimiz sanatsal araçtır. Her birimiz kendi müzemizin küratörüyüz.
Reklam
ULYSSES ve SEHL-İ MÜMTENÎ...
(...)Ulysses tahlilimizde geçen yaklaşık şöyle bir ifâde gözlerden kaçmamıştır: “Hakikatte Ulysses’in en önemli başarısı, kendisinden önce hiçbir romanda yapılmamış şekilde, ferdin şuur hayatının tüm yorgunluğunu, kafasından geçen fikirlerin inanılmaz sür’at ve kargaşasını yansıtmasıdır. Bu yoğunluk zamanla ruhî bir nitelik kazanır.” Bu durum bizde Picasso’nun san'atını tedâî etti. Geçen yıl televizyonda yayınlanan Picasso’nun san'atı üzerine bir belgesel filmde, san'atçının, bir tabloyu nasıl meydana getirdiği anlatılıyordu. Resim san'atından çok anlamam; belki de bu Picasso’nun bütün tabloları için değil, sadece belli başlıları için geçerlidir. Ne var ki, bizzat Picasso’nun rol aldığı bu belgesel film, Ulysses tarzı romanların mahiyetini anlayabilmemiz için mühim ipuçları sunuyor. Picasso evvela boş bir tuval üzerine muayyen bir sûret çiziyordu. Bu kolay çizimli ilk sûretin, meselâ “beyzî bir daire” diye tanımlanabileceğini seyirci derhal fark ediyordu. Fakat sanatçı, bu beyzî dairede seyircinin görmediği imkânlar görüyor, onu bir iki fırça darbesinde “bir kedi”ye dönüştürüveriyordu. Seyirci tam bu başarıya şaşıracağı sırada, yine birkaç küçük rötuş, o kedi de, yine sadece ressamın onda fark ettiği imkânın elvermesiyle, âniden “ihtiyar bir kadın” oluveriyordu. Bu böyle, rötuşlarla “nihaî sûret”e kadar gidiyor ve her adımda mânâlı bir sûreti geride bırakarak, nihayet, faraza “bir çiçek bahçesi” ortaya çıkıyordu. __Büyü gibi bir şeydi. Tıpkı bir sihirbazın şapkadan tavşan çıkarması, sonra o tavşanı güvercine dönüştürmesi, sonra o güvercini kâğıt parçaları hâline çevirmesi tarzında, seyirciyi hayretten hayrete sokan bir filmdi. Her adımdaki geçişler, her suretteki yekdiğerine dönüşme istidadı, sanatçı dışında hiç kimse tarafından sırrına erilemeyecek mistik
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
Nutuk'un Önemi
«1 — Nutuk güyâ târîhî belge diye yazılmış. Aslâ değildir. Çünkü, önce bir takım önemli olayları hiç bahsetmeyip geçmiş, zirâ işine gelmiyor.» «Belgeler, değiştirme, anlamı bozma gibi şeylere uğramış ve rötuş edilmiş. Tağşişât ile dolu. Bu sûretle Mustafâ Kemâl târîh sahtekârlığı, dolandırıcılığı yapıştır.»
Sayfa 1332·Kitabı okudu
Tarih
“Ardından rötuş yapılamaz, ölüm kesindir.”
Sayfa 79·Kitabı okudu
Ardından rötuş yapılamaz, ölüm kesindir.
Sayfa 79 - YKY Yayınları 10.Baskı·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam