İnançlı, inançlı olmayan, felsefi, uygulamalı ve beşeri bilimler öğreten tüm bu hümanistlerin ortak noktası, eğer varsa, nedir? Hepsi yaşamın insani boyutuyla ilgileniyor.
Nedir bu boyut? Tam olarak tespit etmesi biraz zor olabilir ancak maddenin fiziksel âlemi ile, var olduğuna inanılan tamamen ruhsal veya ilahî âlem arasında bir yerdedir. Biz insanlar da çevremizdeki her şey gibi elbette maddeden yapıldık. Ölçeğin diğer ucunda ise, bazılarının inanışına göre, ruhani âlemle bir şekilde bağlantı kurabiliyoruz. Ancak aynı zamanda ne tamamen fiziksel ne de tamamen ruhsal bir gerçeklik alanını işgal ediyoruz. İşte burası, tamamen olmasa da çoğunlukla türümüze özgü kültür, düşünce, ahlak, ritüeller, sanat gibi faaliyetleri uyguladığımız yerdir. Zamanımızın ve enerjimizin çoğunu bu alanda harcıyoruz: konuşarak, hikâye anlatarak, resim veya maket yaparak, etik yargılar üzerinde fikir yürütüp doğru şeyi yapmak için mücadele ederek, sosyal düzenlemeler üzerinde müzakere ederek, tapınak veya kilise ya da kutsal alanlarda ibadet ederek, anılarımızı aktararak, öğreterek, müzik çalarak, şaka yapıp başkalarını eğlendirmek için ortalıkta soytarılık ederek, bir şeyleri açıklamaya çalışarak, yani genel itibarıyla olduğumuz gibi varlıklar olarak. Her türden hümanistin dikkatinin odağına aldığı alan işte burasıdır.