Ahi Şimdi tanıyorum seni! Hayvansın sen, insan değilsin! Yüreğin kurt yüreği, ruhunsa şeytani bir mahlûkat gibi. İçinde bir damla olsun merhamet, insanca bir duygu var sanardım. Çok yanılmışım! Keyif duyarsın bundan. O fena Lehlerin oğlunu ateşe attığını, oğlunun bıçakların, kaynar suların altında bağırdığını duyduğunda kemiklerin neşeyle dans eder mezarında. Ah, biliyo­ rum seni! Mezarından kalkıp da oğlunun altında kımıldanan ateşi şapkanla harlamaktan mutluluk duyarsınl
Alıntı
Bizans'ı 700 yıl boyunca koruyan savunma aracı
Doğu Roma'nın, ilk olarak Orta Çağ'dan itibaren kullandığı " Rum ateşi " denilen bir kimyevi silah tertibi vardır. Bugün, su üzerinde ve karada çok daha yakıcı silahların olduğu malum. Ama hâlen Rum ateşinin formülü tam olarak bilinmiyor.
Not: Rum ateşi (Grejuva), Bizans İmparatorluğu tarafından 7. yüzyıldan itibaren kullanılan, su üzerinde bile yanabilen, gizli formüllü, çok yıkıcı bir deniz ve savunma silahıdır.·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yunanlar Alasonya' ya gece vakti girdiler. Minarelere çıkan altı hoca düşmanı tüfek ateşi ve lanetle karşıladı. Bu kaçamamış olan tüm Müslümanların kurban gittikleri bir katliama bahane oluşturdu. En çok vahşeti yakın köylerin Rum sakinleri yaptılar. 1897' deki şiddet hareketlerinin öcünü almak için şehre girdiler. Katliamdan sonra bütün İslam evlerini tahrip ettiler ya da yaktılar. Tüm şehir sabaha kadar muazzam bir yangın manzarası oluşturdu. Oysa Türkler çekilirken kimseye zarar vermemişlerdi. Aram Andonyan Rumeli'ye Elveda : Taha Akyol
"Yedinci yüzyılda Konstantinopolis'e saldıran Müslüman filoları şehre kolaylıkla girebilirdi. Silahları daha iyiydi. Askeri birlikleri sayıca daha fazlaydı. Ama Bizanslıların onlara bir sürpriz vardı. Sıvı ateş ya da vahşi ateş adını verdikleri bu sürprizi gemilerin üzerine boşaltarak, saldıran filoyu tamamen yok ederlerdi. Casiope hâlâ Malone'a bakmıyordu. "Bu silah Haçlı Seferleri'ne kadar çeşitli biçimlerde süregeldi ve en sonunda Rum Ateşi adını aldı."
Sayfa 31 - #bilgekultursanat·Kitabı yarım bıraktı
1000Kitap
Kien zamanda saklanacak bir yer aradı.Tarih boyunca, bir yüzyıl aşağı,bir yüzyıl yukarı koşuşturmaya başladı.En güçlü kaleler bile toplar karşısında emin yerler olmaktan uzaktı.Ya şövalyeler? Saçma -ingilizlerin tüfekleri,zırhları ve kafataslarını parçalayıveriyorlardı.İsviçreliler,Marignano'da çok ağır bir yenilgiye uğruyorlardı.Paralı askerler-paralı askerlerle karşılaşmaktan kesinlikle kaçınılmalıydı-bir bağnazlar ordusu geliyordu.-Gustav-Adolf-Cromwell-herkesi kılıçtan geçireceklerdi.Yeniçağdan ve ortaçağdan gerilere kaçmalıydı-antikçağda bir ordunun saflarına katılmak-ama Romalılar,yarıyorlardı bu safları-Hindistandan getirilen filler vardı- sonra ucu alevli oklar-herkes kaçıyordu-nereye-bir gemiye -Rum ateşi-Amerika'ya-Meksika'ya- kurban diye insanlar konuyordu sunaklara-herkesi kesiyorlardı-Çin-Moğollar- kafataslarından oluşma piramitler.Kurtuluş,hiçbir yerde yoktu; her şey yıkımdı; insan nereye saklanırsa saklansın,düşmanlar bulup çıkarıyorlardı ;hayranlık duyulan uygarlıklar, haydutların,boş kafalı barbarların eliyle iskambil kağıtlarından yapılma evler gibi yıkılıveriyordu.
"Artık surlar bizimdir!"
"29 Mayıs Salı gününün ilk saatleri... Konstantinopolis, ılık bahar gecesinin içinde kesin bir sessizliğe gömülmüştü. Surdaki Cenevizli nöbetçi, yarısı yıkılmış bir burca yaslanmış, cırcır böceklerinin şarkısını dinliyordu. Birden başka bir ses fark etti. İnilti gibi çıkan bir ses. Gitgide güçlenen bir ses. Kulak kesildi nöbetçi. Tatlı bir esinti, Osmanlı hatlarından gelen sesi yaslandığı burca getirip çarptı. Arapça kelimeleri açıkça duydu nöbetçi. 'Allahu ekber... Allahu ekber...' Ses Haliç kıyılarından başlayıp bütün sur boyunca dalga dalga yayılarak Marmara Denizi'ne kadar ulaşıyordu. Nöbetçi silah başına demeye kalmadan, surları, köprüleri, kapıları, sarayları, kiliseleri, evleri ve korku içinde kıvranan halkıyla birlikte bütün bir şehir, o tanıdık gürlemeyle sarsıldı. Mehmed'in dev topları surları dövmeye başlamıştı. Artık cırcır böcekleri susmuştu. Osmanlı ordugâhında zafer boruları ötüyor, davullar, kösler gümbürdüyordu. Surların içinde ise ölümcül bir telaş vardı. Önce kiliselerin çanları duyuldu; küçücük şapellerden devasa manastırlara dek şehirde ne kadar Hıristiyan tapınağı varsa istisnasız hepsinin çanları hiç susmadan çalıyor, sanki İsrafil'in borusu gibi yaklaşan kıyameti haber veriyordu. Umûmî hücum başlamıştı. Denizden Kaptanıderya Hamza Bey'in leventleri, Haliç'te Zağanos Paşa'nın bahadırları, Blahernai Sarayı'nın önünde Karaca Bey'in silahşorleri, Topkapı civarında İshak Paşa'nın gözü kara Anadolu askerleri, yenilmez cengâverler unvanı taşıyan yeniçeriler, tüm Osmanlı ordu tek bir savaşçı gibi ayağa kalkmış kavgaya hazırlanıyordu. Ama saldırı özellikle Eğrikapı, Edirnekapı ile Topkapı arasında kalan bölümlerde yoğunlaşacaktı. Çünkü buradaki surlar yıpranmıştı. Çünkü toplar bu surların karşısındaydı. Çünkü iki tarafın da en namlı savaşçıları bu
Sayfa 407 - Direneceğiz, ya kazanırız ya ölürüz
Roman