Puan vermedi·131 syf.··
2026 24. kitabı
Tek Başına Bir Adam, hacminden beklenmeyecek bir cüretle, modern insanın en aristokratik trajedisini sahneye koyuyor: Derin bir aidiyetsizlik ve entelektüel bir izolasyon. Christopher Isherwood, bizi George adında yas tutan bir akademisyenin zihninde gezdirirken, aslında burjuva ahlakının ve banliyö sıradanlığının ortasına bırakılmış rafine bir bilincin otopsisini yapıyor. Kitap, kalın entelektüel tuğlalardan hoşlananların aksine, "az ama öz" felsefesini benimseyen, her cümlesi incelikle yontulmuş bir heykel gibi duran o nadir yapıtlardan. ​Romanda beni en çok büyüleyen şey, Isherwood’un acıyı asla vulgarize etmemesi, onu bir rütbe gibi, sessiz ve asil bir biçimde taşıması oldu. George’un acısı, varoluşçu bir başkaldırıdan ziyade, stoacı bir katlanış. Çevresindeki o kitlesel sıradanlığa, banliyö hayatının mekanik neşesine karşı takındığı mesafeli ve alaycı tavır, tam anlamıyla entelektüel bir aristokrasinin dışavurumu. O, kalabalıkların arasında bir yabancı değil; kalabalıkları kendi zihinsel laboratuvarında inceleyen titiz bir gözlemci. ​Kitap, uyanış anıyla başlar ki bu kısım felsefi olarak tam bir başyapıttır. "Ben" ve "şimdi" bilincinin acı verici geri dönüşü, bir insanın kendi varoluşunun ağırlığını her sabah yeniden kuşanmasını anlatır. Isherwood, zamanı doğrusal bir akıştan çıkarıp George’un zihninde büküyor; geçmişin gölgesi, şimdinin tatsız gerçekliğiyle öyle bir çarpışıyor ki, ortaya muazzam bir melankoli çıkıyor. Bu yönüyle metin, bana Proustvari bir hafıza felsefesini ve Woolf’un bilinç akışındaki o şık zamansızlığı hatırlattı. ​Eğer bu eseri sadece bir "yas hikayesi" olarak okursanız, onun asıl dehasını ıskalamış olursunuz. Tek Başına Bir Adam, modern dünyanın tek tipleştirici baskısına karşı, bireyin kendi özgünlüğünü ve estetik değerlerini koruma
Tek Başına Bir AdamChristopher Isherwood · Yapı Kredi Yayınları · 201825 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 09:07
19. yüzyıl Çarlık Rusyası’nın katı bürokratik çarkları arasında sıkışmış "küçük insanın" trajedisini absürt bir mizahla harmanlayan amiral gemisi niteliğindedir. Mazlum Beyhan’ın yetkin çevirisiyle Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nden çıkan bu derleme, Petersburg’un o kasvetli ve sınıfsal uçurumlarla dolu atmosferini adeta bir sosyolog titizliğiyle çizer. Gogol; unvan peşinde koşan memurların, toplumsal normların ve yabancılaşmanın yarattığı varoluşsal sancıları öylesine keskin bir hicivle ele alır ki, okuyucu Akaki Akakiyeviç’in paltosunda ya da Poprişçin’in deliliğinde insanlığın ortak trajedisini bulur. Realizm ile gerçeküstücülük arasında kurulan bu köprü, Dostoyevski’nin o meşhur "Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık" itirafını haklı çıkaracak nitelikte bir edebi derinliğe sahiptir. ​Bununla birlikte, eserin sahip olduğu bu yoğun sembolizm ve dönemsel hiciv dili, yer yer günümüz okuru için takibi zor bir anlatı barajı oluşturabilmektedir. Özellikle "Burun" gibi grotesk öğelerin zirve yaptığı öykülerde, alt metindeki Çarlık dönemi rütbe sistemine (Tabel o Rangah) dair tarihsel referanslar tam olarak kavranamadığında, metin sadece absürt bir hikaye düzeyinde kalma riski taşır. Ayrıca Gogol'ün melankolik ve karamsar fırça darbeleri, insan doğasının karanlık dehlizlerinde fazlaca zaman geçirerek anlatıyı yer yer klostrofobik bir boğuculuğa sürükler. Yine de bu durum, onun modern edebiyatın, hatta Kafkaesk anlatının temellerini atan dehasına gölge düşürmez; aksine edebiyatın sadece keyif veren değil, aynı zamanda rahatsız eden bir ayna olduğunu bizlere hatırlatır.
1000Kitap
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,5bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Umudu da satıyor namussuzlar, umutsuzluğu da"
8/10
·448 syf.··
2026 33. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 17:55
Dönemin kahpeliğini hissediyorsunuz okurken. Her cins her rütbe kahpelik. Beş yüz lira etmeyen kahpelikler... Epey düşündüğüm bir eser oldu. Öyle ki marksist ve din karşıtı olmasına rağmen okuttu. Çünkü bu "rağmen" gösteriyor ki taşıdığın sorumlulukta durmaksızın hakikati araman -öyle onu buldum diye kendini ya da milleti kandırmaktan kaçınman- ve benliğini yalnız geri kalmaktan değil ileri gitmekten de koruman gerekiyor, çizgiyi aşmayı kastediyorum. Zira insan bir kez haddini aşmayagörsün öyle kolay yozlaşıyor ki. Üstüne bir de bu yozlaşma kitleselse, yazarın bu nefret tavrı bir nebze anlaşılabiliyor. Ezanı dilenciye benzetiyor, örtü bir kara leke, ne anladıysa ondan Yasin'e bile öfkelenmiş. Anadolu'daki mücadeleyi sanki din düşmanları sürdürüyor gibi konuşmak, hele bunu fransız kadınları özleyen batı özentisi heriflerin yapması kanıma dokunsa da; sanırım tarihi biraz da savaşta ölmeyen adamlar yazıyor. Peki sen "vatan uğruna" türlü türlü kahpeliklerin ne kadarından sakınırdın? Kemiklerin sızlasa, gözün de patlasa? Veya boş bir odada hiçbir şeysiz yılları beklerken? Donarken ya da kan üstünde akarken? Biz yazarın dediği gibi, savaşı ve vatan kazanmayı aruzlu beyitlerden ibaret biliyoruz. Böylesi korkunç acılar üstüne laf söylemek ne haddimize...
Esir Şehrin İnsanlarıKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 202613,3bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 14:00
Dino Buzzati anlatmak istediğini başarıyla anlatmış. Dil olarak akıcı, güzel betimlemelerle dolu, konudan sapmadan gerekli olayları anlatıyor. Drogo’nun önünde uzun ve başarı geçmesini beklediği bir hayatı vardır. Artık terfi edilmiş ve subay olmuştur. İşi artık daha rahat olacak, arkadaşlarıyla vakit geçirebilecek, kadınlarla eğlenebilecektir. Saygıdeğer biri olacaktır ve henüz daha gençtir, geleceği umut doludur. Yine de içinden atamadığı bir kaygı vardır. Tayin yeri Bastiani Kalesi’ne yola çıkar. Burası dünyadan apayrı bir yer gibidir. Sarı duvarları, vasat surları, soğuk ve cansız bir havası vardır. Kalenin öbür tarafı ise tamamen çöldür: Tatar Çölü. Tatar Çölü yıllarca efsaneleşmiş ve sürekli düşmanın geleceğine olan bir inanç büyümüştür. Oraya gidince tatmin olmaz ve hayal kırıklığı yaşar. Bir an önce gitmek ister oradan. Ancak en erken 4 ay sonra gidebileceğini anlar. Burası hiç hayalindeki gibi değildir. Komutanlarla, teğmenlerle tanışır. Kimse onunla aynı düşünceyi paylaşmaz. Hepsi kaleden nefret etmesine rağmen ona bağlı hale gelmiştir. YALNIZLIK VE YABANCILAŞMA Bu kitapta bahsedilmesi gereken önemli bir nokta: yalnızlık. Drogo kalede kaldığı sürece artan bir yalnızlığı vardır. Herkes ona sıcak olmasına karşı ne kadar önemsiz olduğunun farkındadır. Kimse onu merak etmez, hatta annesinin bile etmediğini düşünür. Ne kadar ufak, değersiz olduğunu anlar. Herkes sadece kendine yetmektedir. Drogo 4 senenin ardından kaleden ayrılınca yeniden şehre döner. Ancak onun için her şey değişmiştir; odasına girince aynı duyguları hissetmez, çevresindekiler aynı gelmez. Artık annesi geceleyin evde yürürken onun adım seslerine uyanmaz. Hoşlandığı kız Maria ile aralarındaki uyum bozulmuştur. Samimiyetsizlik ve soğukluk gelmiştir. Artık hem Drogo hem çevresindekiler farklı
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,9bin okunma
"Esir" Şehir ve Kâmil Bey
8/10
·463 syf.··
2024 100. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2024 01:48
Babası Paşa olan Kâmil Bey, ömrünün büyük bir kısmını zevk ve sefahat içerisinde geçirmiş bir asilzadedir. Yaşamı Avrupa'da geçmiştir. Eşi de paşa kızıdır. Savaş ile parasız kalınca Madrid'de sefarette görev alır. Ardından parasızlık içinde İstanbul'a döner. Eski konağını tadilat ile kendine bir ev yaptırır. Burada avare dolaşırken lise arkadaşı Ahmet'e denk gelir. Ahmet, arkadaşı İhsan'ın çıkarttığı Karadayı dergisinden bahseder. Kâmil'e ihtiyaçları olduğunu söyler. Kâmil Bey de bu dergi için çalışır. Zamanla dergiyi ve daha ziyade Anadolu'daki İstiklâl Mücadelesi'ni kendine dava edinir. İhsan tutukludur, eşi Nedime Hanım dergi işlerini halleder. Nedime Hanım'ın bu azimli duruşundan etkilenir. Zamanla bu derginin tehlikeli işlere de alet olduğunu görür. Anadolu'daki mücadeleye katkı sağlar ve yasadışı işler yaparlar. Hafiyeler ve dedektifler peşlerindedir. Kâmil Bey, nihayetinde önemli bir evrâkı teslim ederken yakalanır. Tutuklanır ve burada zor şartlar geçirir. Kendisine rütbe mevkili işler teklif edilir, ama o Anadolu'yu kendine ülkü edinmiştir. Davasından vazgeçmez. Kısacası kitapta, Avrupaî bir halkına sırt çevirmiş bir mirasyedinin Nedime Hanım ve diğer gözü kara kişilerden etkilenip Mustafa Kemal Paşa ve İstiklâl Mücadelesi'ne destek olması; bu uğurda sevdikleri ile dahi tartışıp mevki ve paradan feragat etmesi anlatılır. Kâmil Bey bize kusursuz bir kahraman olarak değil; günahı, buhranı, hatasıyla bu memleketi kendine dava edinmiş bir kişi olarak sunulur. Kemal Tahir'in akıcı ve edebî dili de romana tat katıyor. Memleketin ahvalini, ne denli çaresiz olduğumuzu, "esir" şehirde yaşamanın hazinliği görüyoruz. Üçlemeye Kâmil Bey'in tevkifhane hayatını gördüğümüz Esir Şehrin Mahpusu ile devam edeceğiz. Tavsiye ediyorum.
Edebiyat
Esir Şehrin İnsanlarıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 201913,3bin okunma
Yüzbaşı Nemecsek'e Saygıyla
9/10
·240 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 19:46
Kitaba daldığım bu günlerde okuyabileceğim en güzel kitaplardan birini okudum sanırım. 2 gündür Pal Sokağı'nın çocuklarından biri olarak yaşıyorum. Hatta dünkü 5 saatlik uzun ve sıkıcı Mikrobiyoloji dersinde de ara ara orda olsaydım hangi rütbeye sahip olacağımı düşündüğüm de doğrudur :D Yazdığım 4 adet incelemeden edindiğim minik tecrübeme dayanarak önce yazar ve kitap hakkında fikirlerimi yazıp sonrasında ise spoiler içerebilecek olan, kitabın içeriğine değinecek birkaç cümle ile noktalayacağım inşallah. İşin aslı Ferenc Molnàr hakkında neredeyse hiçbir fikrim yoktu. İsmi söylense yazar olduğunu dâhi tahmin edemeyebilirdim. Fakat bu kitaptan sonra rahatlıkla söylüyorum ki kalan diğer tüm kitapları konusunda tetikte olacağım. Okuma fırsatı bulduğumda kesinlikle değerlendireceğim. Zira anlatış tarzı çok hoşuma gitti. Hikayenin hiçbir yerinde takıldığımı hissetmedim. Ara ara anlatıcının yaptığı açıklama ve hatırlatmalar sayesinde konudan kopmak gibi bir sorun da yaşamadım. Ayrıca çevirmenin de hakkını vermek istiyorum. Kitap bitince çevirinin kalitesi dolayısıyla onun da ismine bakma ihtiyacı duydum. İstanbul Tıp Fakültesi mezunu bir hekim olan Yonca Aşçı Dalar hanımefendi hakikaten güzel bir işçiliğe imza atmış. Gelelim kitaba... Dediğim gibi,yazar hakikaten kitabın hakkını vermiş. Hikayeyi öyle güzel işlemiş ki kitabı okurken acaba kendi çocukluğunu mu yazdı diye düşündüm. Bu konuda internette biraz bakınsam da hiçbir bilgi bulamadım. Birkaç yerde anlatıda ufak hatalar olsa da (Göle düşen Nemecsek'in sırılsıklam olduğu halde seranın içinde cebindeki kibriti çıkarıp yakabilmesi ve bu yüzden Kırmızı Gömlekliler tarafından fark edilmeleri gibi .d) kesinlikle okuduğum en güzel hikayelerden biriydi. Bir gün Budapeşte'ye gidersem Pal Sokağı Çocukları heykellerini
1000Kitap
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,3bin okunma