Cerir el-Beceli radıyallahuanh : Ebu Amr Cerir b. Abdullah b. Cabir el-Beceli. 10 yılında müslüman oldu. Hz. Peygamber (s.a.v.) onun için elbisesini yaymıştır. Onu Zülhalesa'ya göndermiş o da bu tapınağı yıkmıştır. Rasûlullah (s.a.v.) hayattayken Yemen'e valilik yaptı. Medain fethine katıldı. Kadisiye'de sağ kanadın başındaydı. Lakabı "Bu ümmetin Yusuf" idi. 52 veya 54 yılında vefat etti
Sayfa 605
Hz. Ömer (r.a) İran fethedildiği zaman da şunları söyledi: Allah Teâlâ’ya hamd ü senâ, Resûlullah (s.a.v)’e salât ü selâmdan sonra... Muhakkak ki Allah Teâlâ, Hz. Muhammed’i hidâyet ile göndermiş ve kendisine tâbi olanlara hem peşin verilecek karşılıklar, hem de daha sonra görecekleri mükâfatlar, yani dünya ve ahiret hayırları vaat etmiş ve şöyle buyurmuştur: “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere Resûlü’nü hidâyet ve hak din ile gönderendir” (9/et-Tevbe, 33). Vaadini yerine getirip kuluna yardım eden Allah’a hamdolsun. Dikkat edin! Mecûsîlerin mülk ve saltanatı ortadan kalkmış, darmadağın olmuştur. Artık ülkelerinde Müslümanlara zarar verecek şekilde tek bir karış toprağa bile sahip değiller. Dikkat edin! Allah Teâlâ sizleri nasıl muamele edeceğiniz ortaya çıksın diye onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve nesillerine vâris kıldı. Binaenaleyh bu hususta çok dikkatli hareket edin ki, Allah Teâlâ size olan ahdini yerine getirsin, vaad ettiğini versin. Halinizi değiştirmeyin! Eğer halinizi değiştirirseniz, Allah Teâlâ sizin yerinize başka bir kavim getirir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Toplumun Koşullarına Rağmen Başarılar ve Diğer Figürlerle Kıyas
Bu işi daha ilginç kılan, bu başarının ortaya çıktığı toplum koşularıdır. Toplumda neredeyse hiçbir tabanı ve beklentisi olmayan muazzam başarılar, yüksek bir sosyal dirence rağmen başarılmıştır. Aslında çok başarılı insanlar, genelde rüzgârın zıddına yüzmemişlerdir. Nisan ayında bazen kar yağar ama bu kar tutmaz. Her filozof, çağının çocuğudur. Zahiren çağına en zıt görünen filozoflarda dahi bu olgu görülür. Kapitalizmin başdüşmanı Marks, rüzgârın ne kadar zıddına yazılıyor görünse de kapitalizmin oluşturduğu Aydınlanma Felsefesi'nin ilkeleri ile düşünürdü. Onlar gibi progresif (ilerlemeci) bir tarih anlayışına inanırdı. Aydınlanmacı iyimserlik diye bilinen tavra, tamamı ile sahipti. Bu yüzden komünizm hayalini, "ilerleme" nin son mertebesi olarak oldukça "iyimser" bir tasvirle ele almıştı. Marks gibi aykırı görünen bir filozof dahi böyleyken... Ya diğerlerini ele alsak? Örneğin, yükselen iktisadi kuramların güçlenen burjuvazi ile bağıntısını düşünsek? Ya da "Voltaire Hristiyanlığa saldırırken halkı mı değiştiriyordu, yoksa halkın bir kesiminin sözcüsü konumunda mıydı?" sorusunu sorsak? Çok az toplumsal önderin, topluma gerçekten önderlik ettiğini söylemek zor değildir. Onların çoğu, gerçekte toplumu değiştirmezler. Çoğu filozof aslında taleplerini dile getirmekte toplumun megafonu olur. Onlar toplumların hedeflerine ulaşmalarında bindikleri atlar, ellerinde taşıdıkları bayraklar olurlar. Toplumlar bu yüzden bir kuşakta değişmezler. Toplumsal devinim fark edilmeyecek yavaşlıkta gerçekleşir. Sert devrimler bile bu yavaş devinimin patlama noktalarından ibarettir. Oysa Hz. Muhammed'in (s.a.v.) öyküsü, bu bağlamda oldukça farklıdır. Leone Catani: "Koca bir kavmi, on sene gibi az bir müddet zarfında nasıl olup da bu kadar derin bir surette sarsmak ve bütün bir dünyayı
Sayfa 399 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Bir şairi bekleyen en büyük tehlikelerden biridir naiflik ve bu naiflikle övünme konumu. Ş a i r , k e n d i e ğ i t i m i n d e n n a i f l i k m a d d e s i n i ç ı k a r t m a k z o r u n d a d ı r .
Alıntı
Kehf açıklama
"Mağarada uyuyanlar kıssası, yeni oluşmuş küçük İslâm toplumuna işkence eden Mekke'nin ileri gelenlerini de uyarmaktadır. Aynı zamanda Hz. Peygamber'e (s.a) işkence edenlerle hiç bir uzlaşmaya girmemesi ve onları kendisine uyan fakir ve zayıflardan daha önemli görmemesi söylenmektedir. Diğer taraftan Mekke'nin ileri gelenlerine şu anda yaşadıkları dünyanın geçici zevklerine aldanmamaları ve ebedi nimetleri kazanmaya çalışmaları tavsiye edilmektedir."
İbn Kayyim bu eserinde "İki Hicret"i şöyle tanımlar: Birinci Hicret: Kulun kalbiyle, sevgisiyle, kulluğuyla ve tevekkülüyle Allah’a hicret etmesi. İkinci Hicret: Amelde, ahlakta ve sünnete uymada Hz. Muhammed'e (s.a.v.) hicret etmesi. "Allah'a hicret; O'nu sevmek, O'na kulluk etmek, O'na yönelmek, O'na tevekkül etmek, O'ndan korkmak ve O'nu ummaktır. Kalbin bu hicreti öyle bir noktaya varmalıdır ki, kişi artık Allah'tan başkasını murat etmez hale gelsin." "Resulullah'a hicret ise; hayatın her anında, gizlide ve açıkta, sözde ve amelde sadece O'nun getirdiği şeriatı hakem tayin etmektir. O'nun sünnetinden başka bir yolu rehber edinmemek, kalbi sadece O'nun rehberliğine teslim etmektir."