Belki -bir dostumun dediği gibi- kitabı karşısına alıp, araya hiçbir bezirgan sokmadan, kitapla tek başına hesaplaşacak insanlar vardır. Sahte eleştirmenlerin koltuk değneklerine dayanarak yürüyenlerin, edebiyat reklam ajanslarının gürültüsüne kapılarak şartlananların dışında kalanların varlığına inanmak istediğim için yazıyorum bunları. Belki -Kemal Tahir'in dediği gibi- günde 24 saat romancı olmanın gereğini duyanlar ya da duyacak olanlar vardır.
Herkes yalan söyler ve herkes ölür. Belirsizliklerle dolu bir dünyada yalnızca bu ikisinden emin olmak mümkündü. Ben en çok yarı karanlıkta huzur bulurdum. Geceyi gündüzden, gündüzü geceden ayıran o incecik zaman diliminde; alacakaranlıkta, gün batarken, karanlık bastırırken. Bir şeylere başka başka isimler taktığımızda onların aynı olmadıklarını farz etmek daha kolaydı. Mesela aşk ve yürek sızısı. Hiçbir mutluluk ebediyen sürmezdi. Hiçbir keder de ebediyen sürmezdi ve zaman boşa harcanmayacak kadar değerliydi. Bu sebeple, saat geç olmasına ve gökyüzü çoktan alacakaranlık fistanını kuşanmasına rağmen geceye karıştım ve koşmaya başladım.