Geçmiş zaman Kaplumbağa böğürtlen üzüm ve bağ bozumları Akan suda orucun aydınlığı ve iftar Her sahurda davul davul Samanyolu'na bakmak var Düğünlerdeki gümüş kemerler kızların taktığı Şerbetliyiz küçük ölümlere akrepten gelen Kırkayaktan ve yılanlardan yükselen Gün doğumunda kapımızı çalan çingenelerden Öğrendiklerimize inanmasak da ödememiz gerekli bu bilgiyi Her sabah ileriye sürdüğümüz koyun ve keçi Süt ve çay değiştirsinler birbirini Bir ineğin üstüne çıkmış bir horoz var Her gece görüntüler görüntüsünden ürktük Çerçiler köy çerçileri eski hamam işleticileri Getirdiler eski derilerden gelecek vaktin haberini Bir saat değişmedi evde Ve güneşin ağaç oyuklarına vuran ışığı bahçelerde Kiraz dut ve nar değişmedi Yağmur değişti belki fakat kar değişmedi Yılbaşılarını kutladık kar helvalarında Kendi yılbaşımızı susarak kutladık petrol lambasında Zeytinyağı kıtlığa en dayanıklı Bitle çevrili evler döneminde Güzde şu yaprakların belirsiz bir ateşle Çıt çıt yandığı ama ışık yerine Ve ısı yerine Su ve sabır yerine Bir ölüm soyulması Ölümün ağaçlardan ve yıldızlardan
Şiir
Edebiyat benim kum havuzum. İçinde oyunlar oynuyor, kaleler, duvarlar inşa ediyor, şahane zaman geçiriyorum. Beni asıl zorlayan oyun bahçesinin dışındaki dünya. Bu görünen dünyaya uysal ama geleneksel sayılmayacak şekilde uyum sağladım ki fazla sıkıntı çekmeden kitaplardan oluşan dünyama geri çekilebileyim. Aynı metafordan devam edersek, eğer edebiyat benim kum havuzumsa, gerçek dünya da kum saatim, içimi gıdım gıdım tüketen bir kum saati. Edebiyat bana hayat veriyor, hayat beni öldürüyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aslında, dedi Austerlitz, asla bir saatim olmadı, ne bir regülatör ne bir çalar saat ne de bir cep saati, hele bir kol saati hiç. Belki de benim de o günlerde asla anlayamadı­ğım bir içtepiyle, ama şimdi zannettiğime göre zamanın geçmemesini, geçmediğini, onun peşinden geri koşabile­ceğimi, orada her şeyin daha evvelden olduğu gibi olduğu­ nu veya daha doğrusu, zamanın bütün anlarının eşzaman­lı olarak yan yana var olabileceğini, aynı şekilde tarihin anlattığı hiçbir şeyin gerçek olmadığını, olan bitenlerin henüz yaşanmadığını, tam tersine şu anda, onları düşün­düğümüz anda yaşandıklarını umut ettiğimden -her ne kadar böyle bir şey doğal olarak daimi bir sıkıntı ve asla sona ermeyen bir eziyet ihtimali doğursa da- zamanın gü­cüne karşı her zaman direnmiş ve kendimi güncellik de­nen şeyden soyutlamış olduğumdan dolayı bir saat bana öteden beri gülünç, baştan aşağı yalancı bir şey olarak gö­rünmüştür.
Sayfa 95 - Can Yayınları
1000Kitap
Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum.
Tam otuz yıl
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…
Şiir