Yağmur yağıyor Ömür hanım… Gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına…Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
“Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?”
Sahiden dostlarım , insan kırıntıları ve kolları ,bacakları arasında dolaşır gibi dolaşıyorum insanlar arasında .
Ve gözlerim şimdiki zamandan geçmiş zamanlara kaçıyor; Hep aynıdır gördükleri : kırıntılar ve kollar, bacaklar ve ürkütücü rastlantılar _Ama insanlar yok_
Sanki varoluşumuz, yaşamımız birtakım anlamsız saçmasapan rastlantılara bağlı değilde daha derin ve kavrayamadığımız bir anlamı varmış gibi duyumsarız ve itiraf etmesek de bu herkesin hoşuna gider..