Çok sevdim 1988 Nobel ödülü sahibi, Mısırlı yazar Necip Mahfuz'dan okuduğum ikinci kitap. Uzun zamandır baskısı yoktu. Şimdi de 2. ve 3. ciltlerin baskısı yok umarım yakında basılırlar. Bu kadar kıymetli bir eserden niye mahrum kalıyoruz gerçekten anlamıyorum.
.
20. yüzyılın hemen başında, I.Dünya Savaşı'nın sonunda, Kahire de, Mısır'ın bağımsızlık mücadelesinin başladığı dönemi Seyit Ahmet Abdulcevat ailesinin ekseninde anlatıyor bu 628 sayfalık güçlü roman.
.
Seyit Ahmet'in ailesi ilk evliliğinden olan Yasin ve ikinci eşi Emine'den olan çocukları Hatice ,Ayşe, Fehmi ve Kemal'den oluşur.
.
Her biri ayrı bir kişiliğe sahip olan çocukların anneleriyle ilişkileri ve muhabbetleri en keyifli okuduğum sayfalardı Sıcacık kahve saatlerinde yanlarında olmak istedim, onlarla didişmek... Emine Hanım benim için fazla sakin ve suskun bir karakter olsa da anne şefkatini yoğun olarak hissettirdi. Keşke eşine karşı az da olsa sesini çıkarabilseydi
.
Baba Seyit Ahmet Abdulcevat bambaşka iki hayat yaşamaktadır. Eşi ve çocuklarına karşı son derece sert, katı kurallarla çevrili bir hayat yaşatan; eşinin ve kızlarının dışarı çıkmasına asla izin vermeyen öyle ki izinsiz Hz. Hüseyin türbesine giden karısını evden kovan; çocuklarına hakaret etmekten çekinmeyen, onlara şiddet uygulayan Seyit Ahmet o dönemin Mısır'ı için bile aşırı bir karakterdir. Dindar, ibadet eden, dini kurallara göre yaşadığını iddia eden Abdulcevat geceleri şarap içip, farklı kadınlarla birlikte olan, müziğe, eğlenceye düşkün, neşeli, hoş sohbet, çevresi tarafından çok sevilen biridir. Ailesinin Bu ikinci kimliği bilmesine imkanı yoktur. Öyle ki onu gülerken gördüklerinde bile şaşkınlık yaşarlar.
.
Zaman zaman boğazımı sıkıyormuş duygusu verse de romanı çok sevdim. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum