Bir kez daha uğradığımız
Cinayet yerine benziyor
Unutmak istemediğimiz be varsa meğer ne çok biriktirmişim
Unutmam gereken şeyleri.
Duruşunu, şehlâ gözlerini mesela .yatağımda kalan sıcaklığını yastıkta başını bıraktığı çukuru
En çok da bir yolculuğa çıkarken
Dönüp dönüp sarılışını
Zaman bir su gibi hareleniyor yine
Rivayet di ne zaman sâhi oldu.
"Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!
Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!
Belki kırklarımdayım belki otuzlarımda!
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!
Hiç bilmiyorum!"
Bir yaz kasabasına kış vakti gitmenin verdiği tuhaf hissi andırıyordu. Yer doğru zaman yanlıştı. Sevdiğin birisine geç kaldığında da benzer durumu yaşardın. Kişi doğruysa, zaman geçse bile beslediğin duygu yok olmuyordu ve acı ile ıstırap bitmek bilmeyen bir zaman sürecine yayılıyordu. Kişi önemli olduğu kadar yer ve zaman da önem kazanıyordu. Biz bir şeyleri kaçırırken, kazanan hep zaman oluyordu. Yaşanmışlıklar vardı ve yaşananlar geçmişi aratıyordu. Geçmişte yaşamanın bir yolu yoktu. Hayal dünyası ile rüyalar farklı bir yerdi. Sahi, rüyada mı uyanırdık? Uyanıkken mi rüyadaydık? Birbirinden farkı var mı ondan da emin değildim. Her iki durumda da hayat bir illüzyon olmalıydı. Gerçeğin ne olduğunu bu yüzden bulamıyorduk. Herkes kendi gerçeğini yaratıp ona göre yaşıyordu. İşine geldiği gibi de yorumluyordu...
İnsan, geçip gitmiş günlerdeki olumsuzlukları akılda, hatırda, hafızada sıcak tutarak var olan sabrı geçmişe de yöneltir ve bugüne lazım olan sabır gücünden olur. Bu yüzden şimdi yaşadığı musibet ona olduğundan daha büyük, mevcut dayanma gücüyse gerçekte olduğundan daha az görünür.