Yazar Fatma Eser Ömeroğlu tarafından kaleme alınan “Zamanın İçinden Bir Eser” adlı şiir kitabı on bir yaşından elli dört yaşına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde yazdığı 128 şiir yer alıyor.
Eser, bir insanın yıllar boyunca değişen ruh hâlinin, olgunlaşan bakış açısının ve dönüşen dilinin izlerini taşıyan edebî bir yolculuk niteliğinde. Şair, çocukluk yıllarının saf ve içgüdüsel sesinden başlayarak hayatın biriktirdiği deneyimleri, aşkı, hüznü, yalnızlığı ve insan ilişkilerinin karmaşık yapısını samimi bir dille dizelere aktarıyor. Şiirlerde zaman zaman sade, zaman zaman yoğun bir anlatım tercih edilse de, eserin genelinde okuru düşünmeye sevk eden içten bir duyarlılık hissediliyor. Kronolojik sıralama sayesinde yalnızca şiirleri değil, şiirin ardındaki insanın yıllar içindeki değişimini de takip etmek mümkün oluyor. Zamanın insan ruhunda bıraktığı izleri, şiirin estetik diliyle görünür kılan samimi ve duygusal bir çalışma.
Herkesin içinde kimseye söylemediği,kendine bile zor itiraf ettiği bir 'iç odası' vardır ya;bu kitap sanki o odanın anahtarı gibi.Özellikle 'Ay Anam' şiiri...İnsanı bambaşka bir dünyaya götürüyor.Şair insanın kendisine olan yabancılaşmasını bitiricek olan şeyi öyle bir kelimeye dökmüş ki,başka türlü anlatılamazmış diyorsun.Her sayfasında kendimden bir parça bulduğum en kıymetli okumalarımdan,en özel yolculuklarımdan biriydi.Keyifli okumalar dilerim.
RüveydaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20247bin okunma
Duyguların bedenden taşarak kaleme aktarılması denilebilir bu eserdeki şiirler için. Bu duyguların anlatılıp okuyucuya sunulması gerekiyordu. Şairin önsöz yazısında da belirttiği gibi şiirleri okuyucunun duygularına ortak olmak için sayfalara aktarılıp onlarla buluşturulmuştur.
"Benim tek bildiğim sevgili,
Bu şair sadece bir şiiri sevdi.
Bir şiir uğruna çok kalem tüketti,
Ve bu şair
Bir şiir uğruna,
Hayatını kaybetti..."
Şiiri tıpkı sevgiliyi sever gibi aşık olan veya sevgiliyi değerli bir varlık olarak görülen şiire benzeten mısralar ile kalbinden taşanların dile gelişi denilebilir. Şiir gibi sevme...
Ana hatlarıyla şiirsiz veya sevgilisiz kalınan bir dünyanın onda hissettirdiklerini kendisine has bir dil ile sunuyor. Bu dil anlaşılır olduğu için şiir okumaya yeni başlayacak kişilerin de rahatlıkla sayfaların içerisinde kendisinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum.
"Yüreğimden mantığıma giden yolda
Bir deniz manzarasıydı varlığın
Bu yolda inip sadece seni izledim
Ben imkansızı değil seni sevdim
İmkansızda umut vardı
Sende şiir"
İmkansız aşk, umudun kırıntısı, sevdiğine duyulan özlem ve bekleyişin sabrını ilmek ilmek kağıdına damlayan mürekkebine ruhuyla işler.
"Seninle aynı şiirde geçmeliydi adımız
Farklı kitaplardan okumamalıydık birbirimizi
Çok devrik bırakmışlar seni
Bütün yüklemleri de almışlar üstelik
Yarım bir cümle olup kalmışsın belli
Sevdiğim
Ben seni tamamlayacak olan şairim
Gözlerine baktım güldüğün vakit
Gözlerinde bir şiir var ki ışıl ışıl
Şiir TutkusuTutku Yılmaz · Kalan Yayınları Yayınevi · 20263 okunma
Mehmet Akif Ersoy Şadi Şirazi’ye büyük bir hayranlık beslermiş. Onu bir üstat olarak görmüş, ‘Şark’ın ruh-i kemali’ (Doğu’nun olgunluk ruhu) olarak nitelendirmiş. Safahat’ı tekrar okuduktan sonra Sadi Şirazi’nin en meşhur iki eserinden (Gülistan ve Bostan) Bostan’ı okumaya karar verdim.
Sadi 13. yüzyılda yaşamış. Fara edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak görülüyor. Adından anlaşılacağı üzere günümüzde Iran’da bulunan Şirazlı bir şair, yazar, gezgin ve mutasavvıf. Hayatının üçte birini ikim tahsili ile, üçte birini seyahatlerle, üçte birini de kazandığı deneyimleri yazıya dökerek geçirmiş.
Kitap manzum şekilde yazılmış bir eser. Birçok çevirisi var sanırım. Düzyazı çevirisinde bile aslını, orijinal üslubu yakalamak çok zor. Bu kafiyeli, vezinli yazılarda daha da zor tabi. Bu sebepten çeviren kişi hece vezniyle ve mealen nesir şeklinde tercümesini yapmış. Anlamını vermiş olsa da o üslup, söz söylemedeki o Mehmet Akif’in hayran olduğu ustalığı hissetmek zor.
Kitap içerik olarak kısa menkıbe ve hikayeler ile bunların yorumları ve nasihatler içeriyor. Hikmetli ve değerli bilgiler, etkileyici sözler var. Ama maalesef asıl o söz söyleme sanatını, üslubunu bulamadım.
Bir insanın yazdığı eserler yıllar sonra hala yolculuğuna devam edebilir mi? Bu kitabı okurken Nâzım Hikmet’in şiirlerinden çok başka bir tarafını gördüm. Sayfalar boyunca oyunlar, provalar, sahneler, mektuplar ve tiyatrolar arasında dolaştım. Bazen bir oyunun yazılmasından çok, sahneye çıkabilmesi için verilen uğraş dikkatimi çekti.
Demokles’in Kılıcı’ndan İstasyon’a, Kör Padişah’tan Herşeye Rağmen’e kadar pek çok oyundan söz ediliyor. Ama ben en çok oyunların perde açıldıktan sonra da yaşamayı sürdürmesini sevdim. Bir yerde seyirciler alkışlıyor, başka bir yerde bir yönetmen metin üzerine uzun uzun konuşuyor, yıllar sonra başka bir şehirde aynı oyun yeniden sahneleniyor.
Mektuplar da kitabın sevdiğim taraflarından biri oldu. Bazen bir oyunun sahnelenmesini bekleyen, bazen gelen haberlere sevinen, bazen de hayal kırıklığı yaşayan bir Nâzım okudum. Bu sayfalarda şair kimliğinin yanında, emeğinin karşılığını görmek isteyen bir insan da vardı.
Yalnızca oyunları değil, o oyunların çevresindeki insanları da tanıdım. Yönetmenler, oyuncular, çevirmenler, dostları derken kitap beklediğimden daha kalabalık bir yere açıldı. Nâzım Hikmet’i yıllardır şiirleriyle tanıyordum ama bu kez sahne arkasında koşturan, oyunlarının peşini bırakmayan başka bir Nâzım’la karşılaştım.
Bir tiyatrodan daha fazlası!
Geleneksek evlilik anlayışına atıfta bulunulmuş hem düşündüren hem güldüren kısa eser.
Hemen bir çırpıda bitirebilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim :)