YouTube kitap kanalımda İnsan Neyle Yaşar? kitabını neden en çok Türkiye'nin okuduğundan bahsettim: ytbe.one/FLNbCSjFh2I
Tolstoy'un bu kitabından çok daha sağlam kitapları varken neden bu kitap bu kadar abartılıyor? Bu kitabı okurken kendimi patileri arasında kuru ekmek tutan köpek yani Ekmek Reis gibi hissettim.
İtiraflarım kitabında en derinlerinden kopup gelen itiraflarını, Savaş ve Barış kitabında devletler arasındaki siyasi savaşlar gibi insanların da içlerinde devam eden savaşları ve barışları, Anna Karenina kitabında doğru bir aile mutluluğunu, fiziksel çalışmayı ve toprağı işlemeyi öğütleyen bir Rus halkçılığını anlatan Tolstoy, geliyor bu kitabında kötülüğe karşı koymamayı, sefaleti, fakirliğin insana katacağı manevi değerleri ve ponçik bir sevgi anlayışını falan savunuyor. Yoo dostum yoo, dünyanın en iyi yazarı da yazmış olsa bunları hiçbir zaman savunamam.
Sefalet övücülüğün toksikliğini nerede görsem bana direkt olarak bir tiksinti gelir, Wolfgang Borchert'in "İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır." sözlerini hatırlarım. Tolstoy Bey'in yaşantısını bilmeyenler için diyorum bunu çünkü kendisi girdiği kaplıcaların suyunu bile içecek kadar zengin bir yazardı. Sonrasında fakir Rusların halinden anlamak için bile isteye fakir kıyafetleri giyip dışarı çıkmış ve bu yaşantısından dolayı böyle kitaplar yazmış olsa da saraylarda zenginlik içinde yaşadıktan sonra halkına sefil olmayı, aza tamah etmeyi öğütleyen insanları hiçbir şekilde anlamıyorum.
Sırlar Dünyası fon müziğiyle birlikte okumanızı tavsiye ettiğim bu kitabın 38. sayfasında aynen şu cümleler yazıyor: "Sana küfrederlerse, susacaksın (...) Biri sana tokat atarsa öteki yanağını çevireceksin; hak ettiğini düşünüyorsa bir
1 aydır buradayım. Birçok taciz içeren mesaj ve yorumlar aldım. İnsan ilk defa şaşırıyor acaba tek miyim diye. Sonradan öğrendim meğer DM'den her pisliği yazıp sonra üste çıkma çabaları varmış. Yeri geldi duyar kasıyorsun dediniz, yeri geldi kuyruk salladın dediniz. Ve bunu dediğiniz için şuan bunlardan korkup susan hemcinslerim var. Utanıyorum, tiksiniyorum aynı toplumda olmamıza. 1 aydır anlatmaya çalıştığım şeyi bu gün Δες Τινα bir iletiyle anlattı ve umarım anlamışsınızdır. Engel attıkca bir yerleri kalkıyor ve üstümüze gelmeye devam ediyorlar. Kimseden korkmadan ileti atın. En azından "boşşş yapalım canım sıkıldı" iletilerini görmekten iyidir.
Oy oy... Zülfü Livaneli ile ilgili "Yaşayan Efsane" vb. başlıklar görüp, çevrede de "Abi Livaneli yaa.." gibi söylemler duyunca ulan bi de ben okuyayım demiştim. Nitekim kitabın bana göre tek olumlu özelliği olan akıcılığı sayesinde elimde süründürmeden okudum da. 350 sayfanın sonucunu tek bir kelime ile anlatayım : HAYALKIRIKLIĞI.
Hani nitelik, hani edebiyat, hani olmazsa olmazımız betimlemeler nerde?
Kim yaptıysa sevgili yazarın reklamını çok başarılı olmuş, bugüne kadar henüz keşfetmediğim büyük edebi kişilik olarak zihnimdeydi kendisi. Kitabıyla tanıştığımdaysa bu algım yerle bir oldu. İyi de oldu.
Kitap bir kurgu üzerine ilerliyor, kurguya laf edemem yaa tahmin edilebilirdi vesaire diyemem herkesin kurgusu kendinedir . Aradığım o edebi hazzın bir zerresini dahi vermediğini net bir şekilde söyleyebilirim ama. Yer yer "Şrrraak" gibi, "Kaynımın düğünü" gibi yerel kelimeler, yer yer ikonalar, azizeler ve amerikanvari konuşmalar mevcut.
Eser miktarda spoiler uyarısı
İçeriğe baktığımızda ana karakterin "ya gel bi dinle bak çok heyecanlı, başka yerde böyle bir hikaye duyamazsın, çok tuhaf bir aşk hikayesi, hem dram da var" diyerek kendisinden bilgi almaya gelen gazeteci kıza kardeşinin hikayesini zorla anlatmaya başlaması beni çok bunalttı. - Okuyanlar fark ettiler mi bilmiyorum- Sürekli "dur gitme bak en heyecanlı yeri geliyor" diyerek yazar aslında bize sesleniyor, yani gazeteci kız aslında biziz. Hikayeyi bize esnaf usulü satmak istiyor.
Benim dikkatimi çeken, ancak araştırdığım kadarıyla feministlerin henüz denk gelmediği ya da dikkatini çekmediği bir husus; kitapta cinayet üzerinden aşk güzellemesi yapılması. (İncelemek isteyenler için sayfa 108'de ana karakterin bunu yinelediği ve gazeteci kızın da gazetelerde aşk ve cinayetin hep bir arada geçtiğini
Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının ne babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti.