“Uykusuzluk sadece bir semptomdur, daha önemli bir şeyin işaretidir. Gerçek sorunu araştır. Bedenini dinle… Gerçek acının ne olduğunu görmek [istiyorsan], bir salı akşamı Birinci Komünyon’a uğra… Beyin parazitlilerini gör… Kemik erimesi hastalarını gör… Organik beyinsel bozuklukları olanları, hayata asılan kanserlileri gör…” (17)
O da bunu yapar.
Tüketim kültürünün kendine ve diğer insanlara yabancılaştırdığı, bir dosya dolabını andıran evinde toplumdan izole olmuş, sorgulamadan sürekli mekân ve zaman değiştirdiği işine bağlanmış, hepsinin sonucunda da yalnız kalmış anlatıcı, doktorun bu tavsiyesi ile hiç olmazsa toplumun bir parçasına, dolayısıyla da kendine, yeniden dönme şansını bulmuştur artık.
İşte Dövüş Kulübü tam da bu noktada, yabancılaşmadan topluma dönüş ayağında, ilk kırılma noktasını yaşar.
Hayalet, hayatın hızla değişen temposunun bir sorun olduğunu düşündü.
Günler her yere dağılabilseydi, yani Pazartesi kırk yaşında, Salı dokuz yaşında ve Çarşamba seksen bir yaşında olsaydınız, bu daha faydalı olurdu.
Her şeyin geçici doğasını bilirdiniz, bir ömrün içinde kendimizin kaç farklı versiyonunu barındırdığını fark ederdiniz. Hayatın güzelliği çok daha açık bir şekilde ortaya çıkardı. Tıpkı gün batımının büyüleyici olması gibi, çünkü bize her günün sonunda geceye dönüştüğünü anlatır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Günler oraya buraya dağıtılabilse, mesela pazartesi kırk, salı dokuz, çarşamba günü seksen bir yaşında olabilsek, her şey daha kolay olabilirdi. Böylece her şeyin geçici olduğunu idrak eder, yaşam boyu kaç versiyonumuza dönüştüğümüzü anlayabilirdik. Yaşamın güzelliği apaçık gözlerimizin önüne serilirdi. Günbatımlarının bize her günün en nihayetinde geceye döndüğünü göstermesi gibi.
yaza girmeden yazda ve ilkbaharda
suyun yattığı yatakta
kuşun çaldığı ıslıkta
elin sevgilim
elin
caddede sokakta ve hatta sonbaharda
mayısta ekimde hele ilkbaharda
pazar günü salı günü ve cuma
dağlarda kıyılarda
nerde olursa orda sevgilim
savaşta ve barışta
savaşta ve barışta
denizde ve karada
her zaman yazılır aşk şiiri
çünkü aşk yazılgandır
ve her zaman ortada
pazar perşembe cuma
ama elini tutunca
neden korkarım
bir su alır bedenimi götürür
mayısta ekimde hele sonbaharda
ey dünya kuşkusu gözleri maden sana
görkemli bir kente bakar gibi bakarım
bağışla