Spinoza’ya göre…
Kalabalıklar ona göre gerçekten pek akla uygun yaşayan varlıklar değildi,hiçbir zaman olmazlar,kalabalık haliyle insanlar her zaman duygusal savruluş halindedir,yani sürüdürler bir anlamda.
Sayfa 185 - İletişim Yayınları 6.Baskı 2022·Kitabı okudu
Kapitalizm dininde paranın açamayacağı kapı yoktu... Yürekler borsa endeksine, döviz kuruna göre atıyordu... Ticari performansa diyecek yoktu... Bu ne amansız yarış?.. Bu ne müthiş rekabet?.. Bu ne bitmez hırs?.. Bu ne doyumsuzluk? Öyle bir savruluş ki; sade yaşamın korunakları olması gereken dergahlar bile kendini kurtaramadı... Sufiler çile ve cefa günlerini tamamladı, onlar da işin sefasında... Holding sahibi meşayih... Medyatik mürşidler... "Sizin de bir ekranınız olsun" sloganı ile yola çıkan ihlaslı (!) ağabeyler, konforun tadını alınca postu deniz aşırı diyarlara serdiler... 2. Baskı/Yıl: 2008
Sayfa 63·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İhanet üzerine
Böylesi deneyimler, amansız şiddetleriyle çoğu zaman öyle korkunç ve derinden yaralayan bir azap verirler ki, bu vahşice darbeyle kavrama ve bilincine vararak hissetme yetinizi yitireceğiniz için artık bunu acı olarak algılayamazsınız. İnsan sadece düştüğünü hisseder, henüz bilmediği ama sezdiği ve o şiddetli savruluş içinde uçup giden, kaybedilen her anla, her saniyeyle, daha da, daha da yaklaştığını hissettiği bir uçuruma, kendisini parçalayacağını ve darmadağın edeceğini bildiği o korkunç sona doğru, baş döndürücü yüksekliklerden nefesi kesilerek, istemsizce ve direnç gösteremeden hızla aşağı doğru inmekte olduğunu hisseder.
Alıntı
‎Düşünmekten yoruldum, inanmamama rağmen biraz felsefe bilmeyi istedim, her şeyi yerli yerine oturtabilirdim belki, çerçevelerle dolu dünya daha anlaşılır bir hale gelirdi. Bu sefer de her şey dolambaçlı olurdu, birinin dediğini diğeri tutmuyor. Dümdüz gidilen bir yol istiyorum ki hep aynı doğrultuda yürüyeyim ve nereye gitmek istersem orada bulayım kendimi. Bir çember. Kapalı bir sistem. İnsana ağır geliyor çünkü, çalış çalış bir karış. Küçücük yerde dön dur. Düşün, durmadan. Birbirine bağlanan sokaklardan başka bir şey görmek istiyorum. Yağmurun başka başka çatlaklardan toprağa karışmasını istiyorum. Gece ışıklarının karanlığa kısılı köşeleri, sivri. Başka sevgi sözcükleri istiyorum. Başka sevgiler, yamasız. Bir başkasının yerine yaşananları değil. Olamamışların yerine değil. İnsanı adımlarından soğutanları değil. Beklenenlerin yerine değil. Ne varsa yakıp kavuracaklardan, kaygılardan uzak bir şey, küçücük. Yoksa savruluş başlıyor. Bir kum tanesine sarılmış denizler kabarıyor, onca yıldızdan sadece birini kapatan küçük bulut tanesi oradan oraya salınıyor. Kayboluş, sonu bu. Neyse ki koca şehirde birbirine bağlı sokakların hepsini biliyorum, evin yolunu da. Evler içinde bir ev, kapısı penceresi her şeyi yerli yerinde. Paylaşılıyor; bekleyen kadınlar, erkekler, eşyalar, anılar, zamanlar, umutlar bir yığın. Darmadağın. Düzenini kuralım, biraz temizlik. Bir iki eşyanın yeri değişirse belki bu kez başka bir insan olarak uyanırız. Böylesi bir savruluş...
Sayfa 28
Edebiyat
Savruluş, aslında bir serüvendir, serüvenden korkma!
Bu şehirde akide şekerinin yapıldığı günleri hatırlar mısın? Ya da annenin talaş böreğini? İki ucundan çekilip sündürülen, ortadan katlanan ve tekrar sündürülen şekeri? Yaprak yaprak ayrılan hamuru? Pişmaniyeyi? Maddenin her çekilişi, her katlanışı, onu oluşturan yan yana tanecikleri savurur ama bütün, yeni bir düzene oturacaktır. Yerel savrulurken, bütün dingindir. Savruluş, aslında bir serüvendir, serüvenden korma!
Sayfa 81 - Kapı Yayınları Kâbus - Schrödinger Kedisi - I. Kitap 1. Basım·Kitabı okudu
Türkiye’nin İstiklal Marşı’nı hatırlatan bir tonlamayla başladı:
Korkma! Dağlar koni, bulutlar küre, yıldırımlar şakuli değil! Doğrusal denklemler, sahici dünyanın mecazdır, gerçek, doğrusal denklemlerden ibaret değil! Yerel, küreselden farklı olabilir. Bileşik sistemlerde insicam, çalkantıyla el ele yürür. KAOS, oluşanın bilimidir, geçmişin değil. Mekandan münezzehtir, tutarlıdır, hesaba gelir. KAOS’tan korkma! Bu şehirde akide şekerinin yapıldığı günleri hatırlar mısın? Ya da annenin talaş böreğini? İki ucundan çekilip sündürülen, ortadan katlanan ve tekrar sündürülen şekeri? Yaprak yaprak ayrılan hamuru? Pişmaniyeyi? Maddenin her çekilişi, her katlanışı, onu oluşturan yan yana tanecikleri savurur ama bütün, yeni bir düzene oturacaktır. Yerel savrulurken, bütün dingindir. Savruluş, aslında bir serüvendir, serüvenden korkma! Büyük meseleleri, büyük programların halledebileceğini düşünüldüğü günler geride kaldı. Küçücük müdahalelerin, kendileri gibi küçücük sonuçlar doğuracağı düşünüldüğü için küçümsendikleri günler de öyle. Zaman ve mekanın mutlaklığı Newtonsal illüzyondan ibaretti, görecelik yıktı. Kuantum teorisi ölçümleme sonuçlarının kesinliğine ilişkin rüyalardan uyandırdı. Laplace’cıların geleceğin öngörülebileceğine dair fantezilerini de KAOS bilimi yok edecek. Dinamik sistemler hayal bile edemediğimiz karmaşık kurallara göre çalışır. Bugün, İstanbul’da kanat çırpan bir kelebek, bir ay sonra Pir’in Dergâhında kasırgalara neden olacaktır. İnan ve Korkma!  
Sayfa 81 - Kapı Yayınları Kâbus - Schrödinger Kedisi - I. Kitap 1. Basım·Kitabı okudu