10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 13:35
Rus edebiyatının en zarif ve melankolik kalemlerinden İvan Sergeyeviç Turgenyev’in "Duman", film şeridi gibi akan melankolik bir Baden-Baden atmosferinde, Litvinov’un durulmuş hayatını eski aşkı İrina’nın yıkıcı tutkusuyla altüst ederken, aslında bireysel bir savruluş üzerinden koca bir ülkenin anatomisini çıkarıyor. Yazarın büyüleyici ve duru üslubuyla şekillenen anlatı, bir yanda geçmişin küllerinden doğan imkânsız bir aşkın yakıcı girdabını işlerken, diğer yanda dönemin Rus entelektüellerinin, Batıcılar ile Slavcılar arasındaki bitmek bilmeyen ideolojik ağız kavgalarını acımasızca hicvediyor. Karakterlerin idealleri, siyasi tartışmaları ve geleceğe dair büyük iddiaları, tıpkı rüzgârda dağılan bir tren dumanı gibi havaya karışıp yok olurken; Turgenyev okuyucuya hem insanın iç dünyasındaki zayıflıkların hem de toplumsal yanılsamaların ne kadar geçici ve uçucu olduğunu felsefi bir olgunlukla anlatıyor.
1000Kitap
DumanIvan Turgenyev · İş Bankası Kültür Yayınları · 20121,385 okunma
10/10
·380 syf.··
2026 142. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 18:29
Adalet Ağaoğlu'nun Dar Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabı. İsmiyle müsemma, bir düğün gecesine gidiyor yazar. bunun özelinde yine bireyin, aile kavramının, ülkenin, toplumun incelemesini yapıyor. Adalet Ağaoğlu deyince kimlik arayışı, aydın olmak, modernleşme, bireyin toplumla olan ilişkisi geliyor akla. Dönemin siyasi olaylarını da korkmadan, cesurca ifade edebilen bir aydın. Kitabın tamamı, aslında bir düğün gecesi sürecini anlatıyor zamansal açıdan; fakat zaman, karakterlerin zihninde sürekli akış halinde. Geriye, bazen de o ana. Yani aslında karakterler hem o düğün ortamına ayak uydurmaya çalışıyor, hem bireysel iç çatışmalarıyla boğuşuyor, hem de ülkenin siyasi olaylarında çalkalanıyorlar. 70'ler dönemi idealist gençlerinin yaşadığı o hayal kırıklığıyla başlayan savruluş... Entelektüel yabancılık, Tezel ile, burjuvazi, kendi küçük dünyasında yaşayan Ayşen ile, politik yılgınlık ise Ali karakteri ile sembolize edilmiş. Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan o idealizm, yerini yetmişlerin hayal kırıklığına, çıkar ilişkileri ile dolu insanlığa, pragmatizme bırakmıştır ve roman bunu didaktik olmaktan uzak, kendine has üslubuyla harika bir şekilde anlatmış.
Bir Düğün GecesiAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 20212,899 okunma
Reklam
Puan vermedi·240 syf.··
2026 58. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 16:36
"Satıyorum, satıyorum, sattım gitti!" Hadi, şaka şaka... Ama kitabı okurken bana buna benzer pek çok his bıraktı. Japon edebiyatı denince aklımda daima Dazai'nin İnsanlığımı Yitirirken romanı vardır. Ne yalan söyleyeyim, kurgu bana oldukça benzer geldi. Burada o romandaki kadar yoğun bir dram, yok oluş, savruluş ve travmalar yoktu. Belki bunlar yine vardı ama bu kez işin içine mizah da katılmıştı. Karakterimiz bir keresinde hap içerek intihar etmeye kalkışıyor. Sonrasında ise "İntihar kötü bir şey; işin sonunda hastaneye gidiyorsun, üstelik sapasağlam taburcu oluyorsun," diyerek bu yöntemden vazgeçiyor. Ardından kendi canına kıymanın en iyi yolunun bu olmadığını düşünüyor ve farklı bir fikir geliştiriyor: Gazeteye ve kapısına "Satılık Hayat" ilanı vermek. Onun gözünde hayatı zaten kolayca gözden çıkarılabilecek bir şey. Hikâye de tam bu düşüncelerle başlıyor. İlk olarak yaşlı bir adam geliyor. Kendini terk eden güzel bir kadından intikam almak istiyor ve bunun için kahramanımızın o kadını elde etmesini talep ediyor. Kurgu buradan itibaren şekillenmeye başlıyor. İşin tuhaf yanı ise şu: Her ne hikmetse karakterimiz bir türlü ölmüyor. Buna karşılık etrafındaki insanların hayatları bir şekilde sona eriyor. Bu yönüyle kitap bana yine İnsanlığımı Yitirirken'i hatırlattı. En azından bıraktığı his bakımından. Ancak buradaki karakter, Dazai'nin romanındaki kahraman kadar benmerkezci değildi. Yer yer insanları anlamaya çalıştığını, hatta empati kurabildiğini görüyoruz. Kitaptaki yan karakterler ise oldukça etkileyiciydi. Muhtemelen bilinçli olarak seçilmişlerdi. Başkalarının acı çekmesinden memnuniyet duyan kadınlar, sadist bir ruha sahip bir karakter, zengin bir ailenin kızı ve toplumun "üçüncü sınıf" olarak gördüğü bir kadın... Yazarın bu karakterler üzerinden kadınların
Satılık HayatYukio Mişima · Can Yayınları · 2023185 okunma
9/10
·116 syf.··
2026 31. kitabı
️Dünyaya neden geldik? Bu soru, insanlığın var oluşundan beri kalbimizin kuytu köşelerinde yankılanan, geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda bizi kendimizle yüzleştiren en zarif bilmece. Dünyaya gelişimiz rastgele bir savruluş değil; aksine ilahi bir senaryonun, sonsuz bir şefkatin neticesidir. Yıllar önce din kültürü dersinde öğrendiğim Rabb'in şu sözü "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve insanı yarattım !" bizim var oluş amacımızın özü, bizi var edeni tanımak, O’nun kâinata serpiştirdiği güzelliklerde O’nu bulmaktır. Dağların ve göklerin yüklenmekten çekindiği o "özgür irade" ve "sevme yeteneği" emanetini insan olarak biz göğüsledik. Dünya, bu emaneti ne kadar zarif taşıyabileceğimizi gösterdiğimiz bir aynadır.İslamiyet’te dünya bir imtihan meydanı olarak tasvir edilir, ancak bu imtihan, bizi bırakmak için değil, içimizdeki cevheri (sabır, şükür, merhamet) açığa çıkarıp bizi olgunlaştırmak içindir. Biz buraya sadece kurallara uymaya değil; O’na giden yolda "kalb-i selim" (temiz bir kalp) biriktirmeye geldik. Kitap bize bunları hatırlatırken ,İşin insani ve kalbi boyutuna geçtiğimizde ise dünya, ruhumuzun staj yeri olduğunun altını çiziyor. Cennet gibi kusursuz bir bütünden kopup bu eksik, kırılgan dünyaya gelmenin çok naif bir sebebi var: Özlemeyi, değerini anlamayı ve sevmeyi öğrenmek. Ağlamadan gülmenin, acı çekmeden dermanın, ayrılık olmadan vuslatın kıymetini bilemeyiz. Dünyaya geldik çünkü ruhumuzun acıyla yontulmaya, sevinçle parlamaya ihtiyacı vardı.Bizler, birbirimizin hayatına dokunmak, düşeni kaldırmak, bir çocuğun gülüşünde ya da bir kedinin mırıltısında teselli bulmak için buradayız. İyiliği, şefkati ve sevgiyi kendi ellerimizle bu dünyaya doğurmak için buradayız. Hepimiz bu hayat sahnesinde birer misafiriz. Dünyaya geliş amacımız; Yaradan’ın
Yeryüzü ŞahitleriAhi Aratoğlu · Amore Yayınevi · 202619 okunma
Şiir
7/10
·312 syf.··
2026 61. kitabı
İran edebiyatının modernist şairi Furuğ Ferruhzad’ın “Rüzgâr Bizi Götürecek” adlı şiir kitabı, insanın içsel sürüklenişini, yalnızlığını ve varoluşsal kırılmalarını merkeze alan modern bir şiir evreni kurar. Kitap boyunca rüzgâr yalnızca bir doğa olayı değil; insanı yerinden eden, hafızayı dağıtan ve onu bilinmeyene doğru sürükleyen bir kader metaforuna dönüşür. Açılışta yer alan “Rüzgâr bizi götürecek” ifadesi, insanın hayat karşısındaki kontrolsüzlüğünü ve savruluşunu temsil eder. Bu savruluş, şiir boyunca farklı imgelerle derinleşir. “Bütün gün aynada ağlıyordum” ve “Bahar, penceremi ağaçların yeşil evhamına bırakmıştı” gibi ifadeler, iç dünyanın dış dünyayla iç içe geçtiği kırılgan bir bilinç hâlini yansıtır. Ayna burada yalnızca bir yansıma değil, kişinin kendine yabancılaştığı bir yüzleşme alanıdır. Doğa imgeleri kitabın en güçlü yönlerinden biridir. Çiçekler, balıklar, bahçe, yağmur ve rüzgâr sadece betimleme unsurları değil, insan ruhunun sembolleridir. “Kimse balıkları düşünmüyor” ifadesi, görünmeyen ve ihmal edilen hayatlara dikkat çeker; böylece eser, yalnızca görüneni değil, bastırılmış olanı da görünür kılar. Aşk teması kitapta bir kurtuluş değil, çözülme ve yıkım alanı olarak işlenir. “Sonsuz bir karanlığım ben” ve “Vefa bekleme” ifadeleri, aşkın bir bağdan çok bir kopuş deneyimine dönüştüğünü gösterir. Bu yaklaşım, romantik şiir anlayışından uzaklaşarak modernist bir kırılganlık duygusunu öne çıkarır. Yalnızlık kitabın en baskın temalarından biridir. “Gökyüzünün kederi”, “beton ellerin güçsüzlüğü” ve “yeryüzünün kirlenmişliği” gibi imgeler, yalnızlığı bireysel bir duygu olmaktan çıkarıp evrensel bir varoluş hâline getirir. Bu yalnızlık, insanın içinde değil, dünyanın kendisinde hissedilen bir boşluk gibidir. Ölüm, göç ve karanlık imgeleri özellikle
Edebiyat
Rüzgâr Bizi GötürecekFuruğ Ferruhzad · Yapı Kredi Yayınları · 20232,858 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 29. kitabı
Dev porsuk ağacının küçük meyvesi şiddetli etsen rüzgara dayanamayıp tepeden aşağıya yuvarlanmaya başlamıştı kendisi için bir son olduğunu düşünen bu savruluş aslında onun yeniden doğuşunun toprak altında kök salarak yeniden başka meyvelere can verişinin başlangıcıydı sadece. Toprağa kök salıp yavaş yavaş büyüyen meyve artık bir ağaçtı küçük dalları ve yapraklarına konan sığırcık ona Woddy ismini vermişti. Umut dolu olan Woddy bulunduğu ormana mutluluk ormanı demişti. Her ağaca destek olmuş, kuşlara yuva olma hayali kurarak zorluklarla mücadele etmişti. Ormana gelen davetsiz misafirler ona zarar verip neredeyse kurumasına sebep olsada o umudunu hiç kaybetmeden dahada sıkı tutundu toprağa. Sabrın, umudun ve vazgeçmemenin anlatıldığı sıcak ve renkli bir kitap Woody. Kızım sürekli getirip anne okurmusun dediği,resimleri ile kendi hikaye anlattığı harika bir çocuk kitabı.
WoodyÖzgür Balpınar · İndigo Çocuk · 202625 okunma
Reklam
Reklam