Bak Kayra, biz herkes olduk. Kendimize en büyük acıları ve zevkleri tattırdık. Ve artık ölüyoruz. Bunu fark etmiyor musun? En yukarıdan aşağı düşüyoruz. Ve yeri öpmemize çok az kaldı. Başladığımız yere dönmeden, yani sermayemizde ve hafızamızda sadece ismimiz kalmadan hatırladıklarımızı yazacaksın.
Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bu “açık” tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görünüşünü savunurlar. Oysa bir insan ancak kendi içinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir.
Fakat bu da geçecekti; “elbette buna da alışırım” diyordu. “İnsan nelere alışmaz ki…”
Zaten hayat dediğimiz bu kapalı dairenin asıl mucizesi, bu alışmak değil miydi?
En sevdiğimiz mahlukları bile kaybetmeğe alışmıyor muyuz? Günlerce, aylarca senelerce görmemeğe; mutlak, kat’i bir gurbet içinde yaşamağa alışmıyor muyuz?
Aslında iki ayrı adam.
Ben bu iki adamdan birini çok seviyorum;
Etkileyici, zeki, düşünceli, şefkatli, bir kadının isteyebileceği her özelliğe sahip bir adam o.
Diğeri ise soğuk, duyarsız, takepkar, kış rüzgarı gibi sert ve zalim..
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?