57. Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey yanındaki 2. Tabur Komutanına,"Ata Bey.." dedi,"..birçok babayiğiti şehit verdik. O yüzden gözlerim yaşarmadan bir gelinciğe bakamaz oldum. Sanki her biri şehidimizi temsil ediyor." Çevreyi gösterdi. Kır çiçeklerinin arasında pıtrak gibi gelincikler belirmişti. ".. Şuraya bak,sanki toprak şehit tütüyor. "
Sayfa 335·Kitabı okuyor
Tarih
Babası İsmail Heniyye'nin kanının Gazze'de şehit edilen herhangi bir çocuğun kanından daha değerli olmadığını ifade eden Abdusselam, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu yolda binlerce şehit verdik. Babam da bu şehitlerden sadece biridir. Gerekirse bizler de şehit olacağız. Fakat Kudüs ve Filistin bir gün mutlaka özgür olacak. Sadece babamızla değil; şehitlerimizin hepsiyle gurur duyuyoruz." Hemen önümdeki misafir Abdusselam'a başınız sağ olsun, Allah size sabırlar versin, deyince Abdüsselam; "Lütfen böyle demeyin. Burası bir taziye evi değil, burası bir düğün evidir. Babam şehit olarak hayattaki en büyük gayesine ulaştı. Bu nedenle bize sabır dilemek yerine, bizi tebrik edin." dedi. Tıpkı düşmana karşı savaşmak için Çanakale'ye giden evlatlarının ellerine kına sürerek, çocuklarını din ve vatan için kurban etmeye hazır olduklarını haykıran Anadolu insanı gibi.
Sayfa 12 - İnsan / Adem Özköse·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yani örgüt Barış sürecini yeniden yapılanma ile geçirirken hükümet yetkilileri şehit haberi gelmiyor diye övünüyor ama gaflet uykusunda uyuyordu, eğer bu gaflet uykusu değilse ya neydi?
Sayfa 121·Kitabı okudu
İlk defa Hz. Osman’ın (r.a) şehit edilişiyle (35/656) başlayan fitne ve kargaşa sürecinde ortaya çıktığı görülen “Şîa” tâbiri, —o dönemde henüz kitlesel itikadî ayrışmalar söz konusu olmadığı için— sözlük anlamıyla; Hz. Osman’ın (r.a) kanını talep eden “Osman taraftarları” ile onların karşısında Hz. Ali’nin (r.a) yanında yer alan “Ali taraftarları” tarzındaki gruplaşmaları anlatmak üzere (“Şîatü Osman” ve “Şîatü Ali” ... tarzında) kullanılmıştır. “Şîa” tâbirinin —İmâmiyye’nin kastettiği anlamda— ıstılaha dönüşerek “belli bir siyasî-itikadî fırka”yı anlatmak üzere kullanılması ise —her ne kadar İmâmiyye tarafından aksi iddia edilse de— tarihî gelişmelerin de gösterdiği gibi daha sonraki dönemlere rastlar. Zira Şîa’nın temel itikad ilkelerinden biri olan “imâmet”, tarihî gelişmelere paralel olarak birbirini izleyen/besleyen süreçler içinde aşama aşama teşekkül etmiş ve çok daha geç dönemlerde İmâmiyye’nin benimsediği muhtevayı kazanmıştır.
"Onların aileleri parçalanırken, Müslümanlar şehit edilirken bizler kaygısız ve acısız yaşayamayız. Yaşıyorsak Müslümanlığımızdan kuşku duymalıyız. Onlara yardım bir zorunluluktur. Cihad Müslümanların üzerine farzdır... Kendi ülkemiz değil diye düşünmeyin. Nerde bir Müslüman yaşıyorsa o ülke bizimdir. Gidemiyorsak yapabileceğimiz diğer yardımları yapalım. En azından bir mermi parası gönderelim. "
Sayfa 117 - Ömer Faruk Abdullah·Kitabı okuyor
İyilik bumerang gibidir. Başkası için yaptığınızı zannedersiniz ama en büyük faydası sizedir. Bugün psikolojide "Verme Terapisi"nden bahsediliyor. İnsanları iyileştirmek için onları karşılıksız yardımlar yapacakları birtakım gruplara, çalışmaları dahil ediyorlar. Vermek bir terapidir. Fakir fukaraya, göçmenlere, muhacirlere, yetimlere, Şehit aileleriyle ilgilenmek bir yoldur. Toplumdaki mağdur kesimle bir şekilde bağ kurduğunuz zaman, ancak o zaman kendi sorunlarınızın gözünüzde ne kadar küçüklüğünü görebilirsiniz. Herkesin kendi imkanları dahilinde yapabileceği bir iyilik mutlaka vardır.
Sayfa 78·Kitabı okuyor