Bırak kilitli kalsın
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 17:25
Ben bu satırları yazarken ( intihar mektubuna başlamış gibi oldu, sen bu satırları okuduğuna göre ben çoktan tahtalı köye gitmiş olacağım hesabı ) yazarın eli ayağı durmuyordur kesin, yazıyordur. Be kadın hiç mi başka işin yok el insaf bizde insanız. Evi temizle, yemek yap, tatile git, nefes al nefes. Yazarı sekiz kitabını okumuş oldum. Evet, yazar yine son derece merak uyandıran bir kitap ile karşımıza çıkıyor. Su gibi okunuyor maşallah supanallah vb. Burda sıkıntı yok, kurgu güzel karakterler güzel de Cinayetleri daha baskın olabilirdi, daha ayrıntılı, daha işkenceli, kan istiyorum kan Bütün karakterlerden şüphelendim. Ters köşe oldum. Öldürüleceğinden korktuğum karakter katil çıktıya la. Kısaca konuya deginecek olursak, geçmişi sırlarla dolu olan Nora'nın yaşamını anlatıyor. Başarılı bir cerrah olan Nora, geçmişinin karanlık sırlarından kaçmaya çalışırken, beklenmedik bir olayla hayatı baştan aşağı değişir. Sırları ve korkuları da bir açığa çıkmaya başlar. Bakalım Nora geçmişinden kaçabilecek mi! 26 yıldır sakladığı sır açığa çıkacak mı? Bazı kapılar boşuna kilitli değildir...işgüzarlık edip illa açacağım bu kapıyı diye uğraşmayın Okunur diyorum 10/8 Bazı kapılar boşuna kilitli değildir...
Kilitli KapıFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20252,654 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 121. kitabı
Aşkın gölgesi, yalnızlığın serin koridoru ve ölümün fısıltısı… Bu kitapta sekiz ayrı kapı var; her birini araladığınızda başka bir kalp atışı duyuyorsunuz. Öyküler birbirinden bağımsız gibi görünse de aralarında ince bir keder ipliği dolaşıyor. Hepsi farklı sokaklarda başlıyor ama aynı akşamüstü hüznünde buluşuyor. Murakami ile henüz tanışmamış olanlara küçük bir önerim var: Belki önce bir romanıyla el sıkışmak daha iyi olabilir. Onun dünyasına bir romanın geniş penceresinden bakmak, bu öykülerdeki sessiz dalgaları daha iyi hissettirebilir. Elbette bu sadece bir okur sezgisi. Her zamanki gibi satır aralarında klasik müzik yankılanıyor, bir yerlerde spor ayakkabılar asfaltı dövüyor, bir masada tek başına oturan biri içinden geçenleri susturmaya çalışıyor. Ve bütün bunların arasında Murakami’nin o puslu, rüya ile gerçek arasındaki anlatımı dolaşıyor. Benim için “çıksa da okusam” dediğim yazarlardan biri. Bu yüzden tarafsız kalmam zor. Sevenleri için tam anlamıyla ruhu dengeleyen bir serum gibi. Henüz tanışmayanlar içinse sabırlı bir keşif haritası.
Birinci Tekil ŞahısHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20251,348 okunma
Reklam
Puan vermedi·202 syf.··
2026 46. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 23:56
Oğuz Atay ile tanışmak için bundan daha doğru bir kapı olamazdı herhalde. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda, içimde bir yerlerin fena halde sarsıldığını hissettim. Sayfalar boyu süren o muazzam iç ses, sanki benim bile kendime itiraf edemediğim gizli düşüncelerimi birer birer yüzüme vurdu. Toplumun kenarına itilmiş, kendi kabuğuna çekilmiş ve hayatın akışına bir türlü ayak uyduramamış o yalnız insanların dramı beni kalbimden yakaladı. Kitaptaki sekiz farklı hikaye boyunca, aslında hepimizin zaman zaman düştüğü o varoluşsal boşlukları, korkuları ve hayal kırıklıklarını izledim. Yazarın o meşhur ironik dili sayesinde, satır aralarında bazen acı acı gülümserken hemen ardından derin bir hüzne kapıldım. Özellikle insanın başına gelebilecek olumsuzlukları beklerken yaşadığı o felç edici duygu, metinde o kadar güçlü işlenmiş ki etkilenmemek imkansız. Son hikayelere doğru zihnimdeki o yoğun dalgalanma yerini sakin bir limana bıraktı, yazarla aramda çok güçlü bir bağ kuruldu. Atay, yaşadığı dönemde hak ettiği değeri tam olarak görememiş olsa bile zamansız kalemiyle bugünün insanını bile en hassas yerinden yakalamayı başarıyor. Kitabın o meşhur son sorusuna içten gelen kocaman bir "Ben de buradayım" cevabı vermek, bu edebi yolculuğun en güzel ödülü oldu. Ruhun derinliklerine inmek, kusurlarıyla ve yalnızlığıyla yüzleşmek isteyen herkesin bu özel esere hayatında mutlaka bir şans vermesi gerekiyor. Korkuyu Beklerken Oğuz Atay
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
Puan vermedi·928 syf.·
2026 38. kitabı
Efendinin Güzeli; son derece kusurlu bir çağda, tüm kötülüklerden arınmış olarak kusursuzca yaşanmış bir aşkın romanıdır. Öyle ki kitabı bitirdiğimde uzun süre kendime gelemedim. Büyük bir heyecanla ve 'Efendi kim, güzel kim?' merakıyla çıktığım bu okuma yolculuğu; yazarın gerçekçiliğe olan tutkusunu, kendi psikolojisini ve aşkın doğasını sürekli sorgulamasını önüme serdi; bu derinlik, bana adeta bir Stendhal veya Proust eseri okuyormuşum hissini verdi… Romanın en önemli özgün özelliklerinden biri, iç monologların yoğun kullanımıdır (on iki monolog —Ariane'nin dört, Mariette'in beş ve Solal'ın üç monologu—yüz kırk sekiz sayfaya yayılmış on iki bölüme ayrılmış olup, roman metninin yüzde onundan fazlasını temsil etmektedir. Monologların çoğunda noktalama işareti yoktur ve paragraflara bölünmemiştir, bu da kaçınılmaz olarak William Faulkner , Virginia Woolf ve James Joyce'un Ulysses'inin etkisini akla getiriyor. Görsel ipuçları olmadan , okuyucunun bu kaotik kelime akışının ardındaki anlatıcının düşüncelerini ayırt etmek için konsantre olması gerekir ; bu , anlam için zorlu bir tuzaktır. Tüm kavrayışı kaybetmeden hızlıca okumak imkansızdır. Her kelime hayati önem taşıyor… Kitap yedi bölümden ve yüz altı bölümden oluşmaktadır… • Birinci bölüm ( 1-9 . bölümler ): olay örgüsünün başlangıcı (Solal'ın Ariane'ye olan aşkının doğuşu); • İkinci kısım ( 10-37 . bölümler ): Solal'ın Ariane'yi fethi; • Üçüncü bölüm ( 38-52 . bölümler ): Aşkın başlangıcı (Solal'ın eski sevgilisi Isolde'nin ölümü); • Dördüncü bölüm ( 53-80 . bölümler ): Ariane'nin kaçırılması (kocası Adrien'in intihar girişimi); • Beşinci bölüm ( 81-91 . bölümler ): aşk ve can sıkıntısı; • Altıncı bölüm ( 92-102 . bölümler ): Aşkın reddi; • Yedinci bölüm ( 103-106 . bölümler ): Aşıkların ölümü… Romanın
Efendinin GüzeliAlbert Cohen · Ayrıntı Yayınları · 201566 okunma
Sence peki..sence başarı nedir ki?
10/10
·173 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 09:47
Nurullah Genç'in şiir kitapları yanında okunmaya bayağı değer bir eseri olmalı bence #k:436661. İyi ki okumuşum dediğim bir okuma oldu. Evet büyük oranda bir kişisel gelişim kitabı ve diğer bu tür kitaplar ile benzer gözüyle baktım başlamadan önce. Ama diğerlerinden farklıydı bence, evet. Okudukça bana her başlık; benim okumamca ayrı ayrı değerli bilgiler, daha olgun bir bakış açısı, fikir, düşünce yapısı, sorgulama isteği derken kitap kendini hem okuttu hem sindirtti hem değişime kapı araladı benim için. Başarı güdülenmesi sonra "Neden Başarılı Olmalıyız" sonra "Nasıl Başarılı Oluruz" ve aralarda yer alan önemli başlıklar ki hepsi insan hayatının nasıl yaşanması bu hayatın;" evet ben bu hayatı yaşadım ve bu yaşama ardımda bir şeyler bırakarak gidiyorum" diyebilmesi için son demlerinde ve bunu demek isteyenlerden olmak da var tabii burda işte bunlar nasıl olur aşamalar benzetmeler örnekler ile ve yaşantısı öğrendikleri ve öğrettikleri ile çok böyle samimi bir dille anlatmış yazar. 'Başarının Dört Temel Unsuru' bölümünden önce mankurtlaşma ile ilgili güzel bir başlık vardı ve bir kültüre hafızası nasıl unutturulur çok güzel bir benzetme ile aktarmış. Hatta orada alıntılama yolu ile anlattığı Gün Olur Asra Bedel'i bu bölümü okurken bir yandan listeme ekledim. Rüyaları hayallerle birleştirme noktası ile anlatımı yine beni düşündüren bir bölümdü kendi hayatıma dönerek. Bi rüyalarımı düşünmedim değil hani. Ama şaka bir yana işin ciddiyetine bakacak olursak insan bir şeyi başarmak için bana göre şöyle bir kısa özet ile: Her işin başı aslında niyet değil mi burayı gözden kaçırmazsak. Neye niyetim var bunu bulmak; bunu bulmanın yolu tabii ki hayat yolculuğunda kendini bulmak. İnsan kendin anlamalı ki bu arayış bence bir yaşam sürüyor. Bugün otobüste müzikler dinleyerek eve dönerken ve
Duygu ve Düşünce
Başarı Bedel İsterNurullah Genç · Timaş · 2024790 okunma
9/10
·165 syf.··
2026 5. kitabı
Yazarımız @harun_akdas Alacakaranlık Öyküler adlı kitabı, toplamda sekiz farklı gerilim ve korku öyküsünden oluşuyor. Ama bu öyküler bildiğimiz türden değil. Ucuz korku klişelerine yaslanmak yerine, daha çok psikolojik gerilimin o içten içe ilerleyen tarafına, tekinsizlik hissine ve doğaüstünün belirsizliğine odaklanıyor. Her öyküde başka bir kapı aralanıyor. Bazen bir huzurevinde unutulmuş bir sır çıkıyor karşımıza, bazen insanın içini kemiren bir takıntı, bazen de adını koyamadığın ama varlığını hissettiğin o tuhaf “şey”… Okudukça fark ediyorsun ki korku, sandığımız kadar uzak değil; tam da hayatın içinden sızıyor. Kitabın en güçlü tarafı, hiç şüphesiz kurduğu atmosfer. Kısa öykü formuna rağmen yoğun bir gerilim hissi var. Betimlemeler abartıya kaçmadan, sahneyi gözünde canlandırıyor. Bu da anlatıya doğal bir sinematik akış kazandırıyor. Okurken sadece takip etmiyorsun; sahnenin içinde, o anın bir parçası gibi hissediyorsun kendini. Karakterler de ayrıca dikkat çekici. Genellikle içe dönük, toplumdan biraz kopuk, kendi dünyasında yaşayan insanlar… Bu da anlatılanları daha inandırıcı kılıyor. Çünkü yaşananların ne kadarının gerçek, ne kadarının zihnin bir oyunu olduğu hiçbir zaman tam olarak netleşmiyor. Zaten kitap boyunca akılda kalan soru da bu: Gerçek dediğimiz şey ne kadar gerçek? Dil akıcı; yormuyor ama hafif de değil. Yazarın özellikle bıraktığı boşluklar var ve o boşluklar okuru metnin içine çekiyor. Her şeyi açık açık anlatmak yerine bazı şeyleri karanlıkta bırakmayı tercih ediyor. Bu da kitabın etkisini, son sayfa kapandıktan sonra bile devam ettiriyor. Şunu da söylemeden geçmemek lazım: Eğer net sonlar, kesin cevaplar arayan bir okursan, bu kitap seni yer yer zorlayabilir. Çünkü öyküler çoğu zaman belirsizlikle bitiyor. Ama aslında kitabın ruhu da tam
Alacakaranlık ÖykülerMesut Harun Akdaş · Mahlas Yayın Grubu · 202524 okunma
Reklam
Reklam