Bu çağın yorgun yolcuları olarak kalbimizi beyhude korkularla heba etmemeye niyet edelim. Kainatın özü olarak yaratılan insan, nasıl olur da üç günlük dünyanın geçici gailelerine kalbini esir eder? İbrahim'i ateşin ortasında serinlik ve selametle buluşturan irade; bugün bizim de kalbimizdeki yangınları söndürmeye, bizi darlık kuyularından çıkarmaya muktedirdir. Yeter ki kalbimizi O'na raptedelim.
Kalbe bu mihnet yani bu sıkıntı ve eziyet hali yeter. Allah da kuluna yeter. Rabbimiz kalbimize öyle bir itminan ve ruhumuza öyle bir inşirah lütfetsin ki, O'ndan başka hiçbir kapı aramayalım.
Duamızdır: "Ey kalpleri evirip çeviren Mukallibe'l-Kulûb, gönlümüzü senin rızana bağla. Biz Sen'i bildik, Seni bulduk, senin yardımın bize kâfidir." Amin.
Ve's-Selâm.
Rahman'ın o kulları ki, onlar yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler, cahiller kendilerine hoşa gitmeyecek laflar ettiğinde, onlara hadi selametle derler.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ebûbekir el-Verrâk'a (rahimehullâh) 'Afiyet nedir?' diye sordular. O da şöyle cevap verdi: "Kulun, kelime-i şehadet söyleyerek îmân ile ölmesi, Allâhü Teâlâ'nın onu evliyâları zümresinde diriltmesi, sırất köprüsünü selâmetle geçirmesi ve sonra da cennete girdirmesidir. İşte âfiyet budur."
Afiyet on şeydir. Beşi dünyadadır. Bunlar: İlim, amel, ihlás, şükür ve Cenâb-ı Hakk'ın takdîrine râzı olmak. Beşi de âhirettedir: Yüzün beyaz olması, terâzi(de sevabların) ağır gelmesi, hesabın kolay olması, cehennemden kurtulmak ve cennete girmektir.
Ya'kub bin Seyyid Alizade, Mefätīhu'l-Cinân ve Mesâbîhu'l-Cenân (Şerhu Şir'ati'l-İslâm), s. 171.·Kitabı okuyor
“Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin “Selâmetle!” derler, geçerler.”
“Biz bu sadık güce gereken özeni gösterdiğimiz sürece, ölmüş görünenin artık ölü olmayacağından, kaybedilmiş görünenin artık kaybedilmiş sayılmayacağından, kimilerinin imkansız dediğinin düpedüz mümkün kılınacağından eminim. Boş toprağın yalnızca dinlenip istirahat edeceğinden ve kutsanmış tohumun rüzgarla birlikte selametle gelişini bekleyeceğinden eminim. Ve o tohum mutlaka gelecektir…”
Sırat köprüsü, kıldan ince kılıçtan keskindir. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. Bin yıl
yokuş, bin yıl düz, bin yıl iniş yoldur. O, cehennem üzerine kurulup, mahşer halkının
cümlesi onun üzerinden geçip giderler. Kimi şimşek gibi, kimi ok gibi, kimi seğirtir at
gibi, geçerler. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür, kimi cehenneme düşüp yanar.
Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun, benim
ateşimi söndürmüştür." Şu halde müminler selametle sıratı geçerler. Kevser
havuzundan içerler. Onda yıkanıp, ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. Cennete girip,
herkes mertebesince makamını bulur.